osmanli devleti derin tarihi,osmanli korsanlari,osmanli valide sultanlari,unlu turk denizcileri,osmanlida denizcilik osmanli sultanlari ile ilgili hersey,osmanli derin gecmisi,savaslari,osmanli kronolijisi,osmanli tarihi,harem entrikalari,osmanli ansiklopedisi,anadolu selcuklu devleti,osmanli devleti tanitim sitesi


Osmanli Bizim Çektiğimiz Videolar

osmanli-devleti1299 | Osmanli Devleti | osmanli padisahlari | osmanli vezirleri | Osmanli Ansiklopedi Bilgileri

1471 fatih kulliyesinin acilisi





FATİH
CAMİSİ VE KÜLLİYESİ, KONSTANTIN VE IUSTINIAN MOZOLELERİ Constantinus’un İstanbul’u başkent yapmak istediği zaman şehirde


yoğun inşaat çalışmaları başlatılmış, bu inşaat çalışmaları ile birlikte Byzantion’un mevcut merkez şehir sınırları genişletilmiş ve günümüze kadar kısmen varlığını korumuş olan Constantinus surları ile şehir çevrelenmiştir. FatihKülliyesi bu surların hemen doğusunda bulunmaktadır. Constantin dönemimde yapılan (324-337), günümüzde FatihKülliyesi olarak bildiğimiz bu alanın en alt katmanında Constantinus’un anıt mezarı bulunmaktadır. Daha sonra Constantinus’un anıt mezarının yerine ikincil bir katman olarak İustinianos’un Havariyun Kilisesi inşa edilmiş, İstanbul’un fethine kadar bu yapı varlığını korumuş, fetihten hemen sonra da II. Mehmet kiliseyi Ortodoks patrikliğine tahsis etmişken çeşitli nedenlerden dolayı bu binada barınmayan patriğin 1455’te taşınması üzerine, kilisenin yerini kendi adına yaptırdığı külliyeye tahsis etmiştir. Günümüze kadar da çeşitli tamirat ve yeniden yapımlarla birlikte varlığını koruyan son katman olarak FatihKülliyesi bulunmaktadır. Fetihten sonra, Eyüp İmareti inşaatını izleyerek büyük bir sosyal ve kültürel etkinlik merkezi olan Fatih Külliyesi’nin kurulması (1463-1470), Külliyeyle beraber saraçların ve demircilerin çalıştığı büyük saraçhane çarşısının ve Şehzadebaşı’ndaki yeniçeri odalarının yapımı bu bölgede yeni mahallelerin gelişmesine neden olmuştur. FatihKülliyesi, İstanbul’a Türk döneminin karakteristik görünümünü kazandıran büyük külliyeler dizininin ilk halkasıdır. Bine yakın çalışanı ve çevresindeki çarşılarla, bu külliye kentin bundan sonraki gelişmesinde etkili olan yeni bir ağırlık merkezi yaratmıştır. İstanbul’un fethinden sonra Ortodoks patriğine tahsis edilen Havariyun Kilisesi Ortodoks patriğinin kiliseyi terk etmesiyle Sultan II. Mehmed’in kendi adına yaptırdığı külliyeye tahsis edilmiştir (1455) ve daha sonra buraya Fatih camisi inşa edilmiştir (1463/1470). Her ne kadar K. Wulzinger, Fatih camisinin Havariyun kilisesinin temelleri üzerine inşa edildiğini iddia etse de bu iddianın hiçbir sağlam dayanağa sahip olmadığı görülmektedir. Fakat Havariyun kilisesinden alınan bazı yapı parçalarının Fatih camisi inşaatında kullanıldığı, avlu döşemesinde işlemeli yüzleri tersine çevrilerek kullanılmış bazı mermerlerin bu kilisenin parçaları olduğu bilinmektedir. Fatih Camisinin ve Külliyesinin mimarı Atik Sinan’dır. Cami külliyenin merkezinde bulunmaktadır ve külliye simetrik bir düzende tasarlanmıştır. Külliye bünyesinde; caminin kuzeyinde Karadeniz Medresesi, güneyinde Akdeniz Medresesi, Karadeniz Medresesinin doğusunda darüşşifa, Akdeniz Medresesinin doğusunda tabhane ve bunlarından başka; türbeler, kütüphane, kervansaray, çarşı ve hamam bulunmaktadır. Külliyenin merkezi olan camii tertibi, Türk mimarlığının doğal gelişim aşaması olarak görülmektedir. Fatih camii Edirne’deki Üç Şerefeli Cami ile Beyazıt ve Süleymaniye camileri arasında, Türk büyük cami mimarisi gelişmesinin bir halkasıdır. Fatih camii günümüze kadar deprem, yangın gibi çeşitli etkilere maruz kalmıştır. 1509 büyük depreminde Fatih Camii kubbesinin hasara uğradığı, hatta sütun başlıklarının parçalandığı ve kubbenin çarpıldığı, külliyenin darüşşifa, imaret ve medrese gibi yapılarının da özellikle kubbelerinde büyük zararlar olduğu bilinmektedir. 1557 ve 1754 depremlerinde yeniden hasar gören cami onarılmışsa da, 1766 depremine dayanamamış, büyük kubbesi tamamen çöktüğü gibi duvarları da onarılmayacak derecede yıkılmıştır. III. Mustafa (1757-1774) önce türbe ve külliye binalarını yaptırmış daha sonrada Fatih camisinin yeni bir plana göre inşaatı 1767 yılında Sarım İbrahim Efendi sonrada İzzet Mehmed Bey yönetiminde girişilerek 1771’de tamamlanıp açılışı yapılmıştır. Yeni yapılan Fatih camii ilkinden tamamen farklı bir plan şemasına sahiptir. İlk Fatih camisinin ortada bir büyük kubbesi ile mihrap tarafında bir yarım kubbesi ve yanlarda daha alçaküçer küçük kubbeli bölümleri bulunduğu eski resimlerden anlaşılmaktadır. Cami, etrafı revaklarla çevrili bir iç avluyu takip eden bir son cemaat yerine sahipti. Mukarnaslı bir taç kapıdan girilen ana mekanı, ortada büyük bir kubbe örtüyordu. Bu mekanın iki yanında üstü üçer adet küçük kubbeyle örtülü mekanlar bulunuyordu. Caminin mihrabında ise orta mekanın yarısı boyutlarında yarım kubbe bulunmaktaydı.


İlk
Fatih Camisinin bu düzeni ondan hemen sonra inşa edilen Atik Ali Paşa Camisinin büyük çaplı bir benzeriydi. Bu plan düzeni Konya’daki Selimiye Camisinde de tekrarlanmıştır. 1766 depreminden sonra yaptırılan ikinci Fatih Camisi bütünüyle değişik bir düzende tasarlanmıştır. Avluyla son cemaat yerini ayıran cami kuzey duvarı ilk Fatih camisinden kalmış olup, cami kıble duvarı biraz daha ileri alınıp cami iç mekanı daha da genişletilmiştir. Caminin esas mekanı, merkezi bir kubbe ve bu kubbeyi destekleyen dört yarım kubbe düzeninde oluşturulmuştur. Bu düzen evvelce Şehzade, Sultan Ahmed ve Yeni Valide camilerinde uygulanmıştır. Dört kemerin desteklediği bu örtü, ortadaki dört payeye bindirilmiştir. Düzen klasik mimariye uymakla beraber payelerin yarım yuvarlak köşe pahları, kemer ve yarım kubbe başlangıçlarını ayıran kademeli profil silmeleri barok üslubunun etkilerini göstermektedir. Caminin iç yüzeylerini kaplayan kalem işleri nakışlarda barok üsluptadır. İlk Fatih Camii’nden bugüne kadar gelen kalıntılar arasında üstünde kakma tekniğinde renkli taşlarla bezenmiş bir taç kısmı olan dış avlu kapısı, cümle kapısı duvarı ve buna köşelerinden bitişik iki minarenin kürsü, pabuç hatta gövdelerinin başlangıçları ve iç avluda görülen iki pencere alınlığını süsleyen bir çift pano bulunmaktadır. 19. yy.a kadar tek şerefeli olan minarelere bu yüzyıl içerisinde birer şerefe eklenerek minareler yükseltilmiş, aynı yüzyıl sonlarında da bunların külahları taştan olmak üzere yenilenmiş ise de, 1966-67’de bunlar tekrar kurşun kaplı ahşaba çevrilmiştir. Türbe: Fatih Külliyesinde, camiinin önünde iki adet türbe mevcutdur. Hemen mihrap duvarının önüne konumlandırılmış birinci türbede Fatih Sultan Mehmed’in mezarı, bu türbenin az ilerisinde daha ufak ölçülerde Fatih Sultan Mehmed’in zevcesi olan Gülbahar Hatun’un türbesi bulunmaktadır. Bir iddiaya göre Sultan II. Mehmed’in türbesi de, 1766 depremiyle beraber yenilenen caminin mihrap duvarının ileriye alınmasıyla birlikte daha ileriye taşınmış ve Sultan II. Mehmed’in mezarı ikinci Fatih Camii’nin mihrabının altında kalmıştır, Fatih’in cesedi, türbeden, caminin mihrabı altına kadar uzanan bir dehlizin sonundaki mezar odasında bulunmaktadır. Türbe sekiz köşeli bir plana göre yapılmış olup üzeri tek kubbeyle örtülmüştür. Giriş kısmında kapı üstünde saçağı taşıyan iki sütunlu barok üslubunda hareketli hatlar taşıyan ve geç bir devirde ilave edilmiş olan sundurması bulunmaktadır. Türbe genel anlamda kütle doluluk boşluk oranları ve pencere formları açısından klasik Türk yapı sanatı geleneğine bağlı görünse de dış cephedeki payeleri, kademeli profil süslemeler barok üslubunun etkilerini göstermektedir. Gülbahar hatun türbesi daha yalın hatlara sahip olup, klasik Türk mimarisine sadık kalmakla beraber, dairesel üst pencere sırasının 1766 depreminden sonra ki yapılan onarımdan etkilendiği görülmektedir.19. yy.da külliyeye, II Mahmud’un annesi Nakşidil Sultan’nın kabrinin bulunduğu, barok üslubunda etkiler taşıyan; dalgalı hatları, oval pencereleri, kademeli profil süslemeleri ve akantus yaprağı kabartmaları bulunan bir türbe eklenmiştir. Medreseler: Havariyun Kilise’sinin kuzeyinde ve güneyinde bulunan Pantokrator Manastırı’nın keşiş odaları FatihKülliyesi çalışmaları bünyesinde dönüştürülerek medreseye cevrilmiştir. Bu medreseler kısa sürede Türkleşen İstanbul’un en önemli öğretim merkezi olarak bu şehirdeki üniversitelerin başlangıcı olmuştur. Kuzey taraftaki medrese grubuna Karadeniz Medreseleri, güney taraftaki medreselere ise Akdeniz medreseleri denilmektedir. Her bir
medresede 19 hücre ve bir adet büyük kubbeli dershane mescit bulunmaktadır. İç kısmında revaklarla çevrili avlu bulunmaktadır. Bu büyük medreselere ek olarak külliye bünyesinde “Tetimme” denilen hazırlık medreseleri inşa edilmiştir. Tetimme medreselerinin mimarisi bilinmemekle beraber iç avlularının bir çatıyla örtülü oldukları tahmin edilmektedir. Menderes’in imar faaliyetleri bünyesinde Tetimme medreseleri yıktırılmıştır. Eğimli araziye yerleşen Akdeniz Medreseleri de oturduğu arazinin yan taraflarının boşaltılmasıyla tehlike altına girmiş, günümüzde çeşitli desteklerle ayakta tutulmaya çalışılmaktadır. Tabhane: Akdeniz medreseleri’nin hemen doğusunda bulunan bu mekan medrese mimarisine sahiptir. Misafirhane olarak Külliye bünyesinde kullanılmıştır. Ayrıca içerisinde, külliye çalışanları, medrese öğrenciler ve tabhane misafirleri için bir aşhane bulunuyordu. Eğimli bir araziye oturduğu için alt kısmı kervansaray olarak değerlendirilmiştir. İç kısmında revaklarla çevrili bir avlusu ve hücreleri bulunmaktadır. Tabhane işlevini yitirdikten sonra bir süre medrese olarak kullanılmıştır. Darüşşifa: Tabhanenin simetriğinde, Karadeniz medreselerinin doğusunda bulunan medrese mimarisinde İstanbul’un Türk dönemine ait ilk hastanesidir. Darüşşifa mütevellisi Osman Ağa, 1766 depreminde bir hayli zarar gören bu yapının yıktırılıp arsasının da satılmasını önermiştir. II. Mahmud darüşşifanın yenilenip hana çevrilmesinin daha uygun olduğu düşüncesiyle hassa mimarı Mustafa Ağa’yı gerekli incelemeri yapmak üzere görevlendirmiştir. Mütevelli Osman Ağa ile aynı kanaate varan Mustafa Ağa’nın raporuyla birlikte hücreler ortadan kaldırılmış yalnızca mihrap kısmı ileri çıkıntı yapmış olan kubbeli mescit yıkılmadan bırakılmıştır. Fakat 1908 yangınında çevresindeki ahşap evlerle beraber yıkılmış ve bir daha onarılmayan bu kısımla beraber darüşşifa binası yok olmuştur. Hazire: Fatih camii haziresi özellikle son devirde, tamamıyla mezarlarla doldurulmuştur. Bu kabirlerin arasında tarihte önemli yeri olan kişilerde bulunmaktadır. Kervansaray: Tabhanenin eğimin altında kalan kısmında bulunmaktadır. 1980’li yıllarda restore edilip kullanıma açılan kervansaray vakıflar İdaresi tarafından önüne yapılan yeni dükkanlarla birleştirilmiştir. Çarşı: Fatih Külliyesinin güney tarafında birçok dükkandan meydana gelmiş büyük bir çarşısı bulunduğu bilinmektedir. 1918 yangınından sonra şu anda Fevzi Paşa caddesi üzerindeki Dülgerzade Camii’ne komşu bir iki kagir dükkan hücresinden başka bir çarşı kalıntısı kalmamıştır.
  • Burdasin: Ana Sayfa
    Bugün: 5
    Tıklama: 29
    Çevrimiçi:
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=