osmanli devleti derin tarihi,osmanli korsanlari,osmanli valide sultanlari,unlu turk denizcileri,osmanlida denizcilik osmanli sultanlari ile ilgili hersey,osmanli derin gecmisi,savaslari,osmanli kronolijisi,osmanli tarihi,harem entrikalari,osmanli ansiklopedisi,anadolu selcuklu devleti,osmanli devleti tanitim sitesi


Osmanli Bizim Çektiğimiz Videolar

osmanli-devleti1299 | Osmanli Devleti | osmanli padisahlari | osmanli vezirleri | Osmanli Ansiklopedi Bilgileri

ahmet mithat efendi

AHMED MİDHAT EFENDİ
Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında yetişen gazeteci, muharrir. 1844 senesinde İstanbul’un Tophane semtinde doğdu. Beş-altı yaşlarında babasını kaybetti. Çocukluğu ve gençliği sıkıntılar içinde geçti. Ağabeyinin me’mûriyeti dolayısıyla, Vidin’e giden ve sıbyan mektebine başlayan Ahmed Midhat, bir süre sonra İstanbul’a döndü ve okulu burada bitirdi. Bir ara Mısır Çarşısı’nda aktar çıraklığı yaptı. İstanbul’da başladığı rüşdiye mektebini Niş’de tamamladı

ahmet mithat efendi
Ağabeyi ile Tuna vilâyetine giden Ahmed Midhat, Rusçuk’ta vilâyet tercüme dâiresinde me’mûrluk hayâtına başladı ve kendi gayreti ile Fransızca öğrendi. Midhat Paşa tarafından vilâyette çıkarılan Tuna gazetesinin önce muharrirliğine, sonra da başyazarlığına getirildi. Bu gazetede kendini yetiştirdi. Midhat Paşa ona kendi ismini verdi. Burada evlendi. Fakat sefâhet hayâtına düşkünlüğü yüzünden kardeşi ile arası açıldı. Bir ara tapu defterlerini temize çekmekle meşgul oldu. Bağdâd vâliliğine tâyin edilen Midhat Paşa ile beraber gitti. Burada Zevrâ gazetesinin müdürü oldu ve bu gazetede İki sene çalıştı. Çeşitli ilim adamları ile sohbetlerde bulunan Ahmed Midhat, ilk kitapları olan Hâce-i evvel ve Kıssadan hisse’yi burada yazdı.

Basra mutasarrıfı olan ağabeyinin ölümü üzerine me’mûrluktan ayrılarak İstanbul’a döndü. Cerîde-i Askeriyye gazetesinin başyazarlığını yaparken, evinde kurduğu matbaasında eserlerini yayınlamaya başladı. Aynı zamanda Dağarcık dergisini çıkardı. Bu dergide çıkan Duvardan bir sadâ başlıklı makalesinden ve dinde reform yapılmasını isteyen yazılarından dolayı Nâmık Kemâl ve Ebüzziyâ Tevfik ile birlikte Rodos’a sürgün edildi. Üç sene kaldığı Rodos’da çocuklar için kurduğu Medrese-i Süleymâniye’de ders verdi. Ayrıca ders kitaplarını ve ilk romanlarını neşretti. Beşinci Murâd’ın tahta çıkmasıyla affedilerek 1876 yılında İstanbul’a döndü ve tekrar gazeteciliğe başladı.

Üssü İnkılâb adlı eseri ile sultan İkinci Abdülhamîd Han’ın takdirlerini kazandı. Matbaa-i Âmire’nin ve Takvîm-i Vekâyî gazetesinin müdürlüklerine getirildi. 1878 senesinde basın târihimizin en uzun ömürlü gazetelerinden olan Tercümân-ı Hakikâti çıkarmaya başladı. 1685’de Karantina başkâtibi olan Ahmed Midhat, aynı sene Stockholm’de toplanan şarkiyatçılar kongresinde Türkiye’yi temsil etti. Bu görev dolayısıyla gittiği Avrupa’da üç ay kalarak Avrupa’yı dolaştı. Görüp incelediklerini Avrupa’da Bir Cevelân adlı kitabında anlattı.

1908 senesinde İstanbul darülfünûnu târih muallimliğine tâyin edildi ve bir süre pedegoji dersleri verdi. Tekrar yazı yazmak istedi ise de, zamanın değişmesine ayak uyduramadığından yazmadı. 28 Aralık 1912’de fahrî hizmette bulunduğu Dârüşşefaka’da nöbetçi olduğu sırada kalb sektesinden öldü.

Ahmed Midhat Efendi, affedilip Rodos’tan döndükten sonra siyâsetle uğraşmayı tamamen bıraktı. O, bazı arkadaşları gibi hiç bir esâsa dayanmayan ve belli bir gayesi olmayan, üstelik devlet ve millete zararından başka bir şeyi dokunmayan siyâset dâvaları peşinde koşmak yerine, halkın İrfan seviyesini yükseltmek için çalışmayı gaye edindi. Ona göre her şeyden önce millet okumalı, dünyâyı öğrenmeli, hayâta faydalı bilgiler edinmeli idi. Ahmed Midhat, bu yoldan ömrünün sonuna kadar ayrılmamıştır. Halkın henüz okuma alışkanlığı olmadığını görmüş ve onları okumaya alıştırmak için, politikadan başka her şeyden bahseden öğretici dergiler, broşürler, gazeteler çıkarıp, roman, hikâye ve tiyatro eserleri yazdı. Bunları yazarken sırasını getirip, konuyu bir yana bırakarak okuyucuya bilmediği şeyleri öğretmek, şevkle nasihat vermek yolunu tuttu. Gazetesinde çıkan tefrikaları en heyecanlı yerinde keserek okuyucuyu merakta bırakıp ertesi günü yine gazeteye hücum ettiklerini görmek onu pek memnun ederdi.

Ahmed Midhat’ın yazıları diğer yazarlarınkinden farklı idi. Bir öğretmen olan Ahmed Midhat, halka bir şeyler anlatmak, onlara bâzı şeyleri öğretmek istediği için yazılarını kendi devri edebiyatçılarının tersine halkın konuştuğu dille kaleme aldı. Bu bakımdan eserlerinde kullandığı dil sâde ve düzgündür. Yer yer, bir ev, aile, meslek ve mahalle lisanı, bu dillere âit tabiî incelikler ve halk deyimleri zaman zaman üslûbunu renklendirirdi. Ayrıca halka bir şeyler ve bir haber vermek için laubali bir sohbet lisânı vardır.

Alfabe kitaplarından başlayarak; târih, coğrafya, kimya, biyoloji, iktisâd, hukuk, dil ve edebiyat gibi bir çok sahalarda yazılar yazan, tam manâsıyla popüler ve ansiklopedist bir yazar olan Ahmed Midhat Efendi, bu yönü ile geniş kitlelerin ihtiyâçlarına cevap vermeye çalışmıştır. Türk edebiyatında, onun kadar çok yazan, o ölçüde çalışkan ve idealist bir halk yazarı yetişmemiştir. Bu sebeble o, kendisine yetişenlerle değil, fakat aynı yolu tâkib tedenlerle birlikte; “Halk için edebiyât çığrının” tanzîmât devrindeki en büyük simasıdır.

Ahmed Midhat’ın edebiyat hakkındaki düşünceleri diğer tanzîmât devri yazarlarına benzemektedir. Ona göre; edebiyatımız için dâima batı edebiyatı örnek alınmalı, roman ve tiyatroya önce batı taklid edilerek başlanmalı, daha sonra mahallî ve millî bir karakter kazandırılmalıdır. Yalnız ahlâk yönünden kendi millî ve içtimaî gerçeklerimiz yansıtılmalıdır. Altmışdan fazla olan uzun hikâye ve romanlarının hemen hepsinde tanzîmât devrinin karakteristik tiplerini verir. Bunlar, doğu medeniyetinin ahlâk ve gelenekleri içinde yetişip, batı kültürünü benimsemiş yerli tiplerle, millî örf ve âdetleri reddeden, buna karşılık batının ilim ve kültürünü değil, serbest ve rahat yaşayışını tercih eden tiplerdir.

O, Felâtun Bey ile Rakım Efendi adlı romanında bu düşünceye geniş yer verir. Batının ahlâkî ve düşük taraflarını almaya karşıdır. Bunun yanında hesabını bilen, her şeyi ölçülü yapan bir nesil ister. Bununla birlikte İslâmî açıdan bakılınca bâzı değerlere aldırmaz. Romanında ideâl tip olan Rakım Efendi, İslâm’ın emir ve yasaklarına uymada kayıtsız davranır. Bu îtibârla kendi değerlerimizde bâzı gedikler açar.

Ahmed Midhat Efendi’nin yazdığı eserlerin sayısı iki yüzü geçmektedir. Bunlar arasında ders kitapları, târih ve coğrafya külliyâtı ve tercümeleri dışındaki eserleri şu üç grupta incelenebilir:

Hikâye ve romanları: Kıssadan Hisse (1870), Hasan Mellâh (1874), Dünyâya İkinci Geliş (1874), Felâtun Bey ile Rakım Efendi (1875), Çengî (1877), Kafkas (1877), Dürdâne Hanım (1882), Cellâd (1884), Hayret (1885), Demir Bey (1888). Gürcü Kızı (1889), Letâif-i rivayet (1893) Gönüllü, Jön Türk (1910).

Oyunları: Açıkbaş (1874), Ahz-i Sâr (1874), Hükm-i Dil (1874). Fürs-i Kadimde Bir Facia (1884), Çengi (1884), Çerkez Özdenler (1884).

Gözlem ve inceleme yazıları: Menfâ (1876), Üssü İnkılâb ve Zübdet-ül-hakâyık (1878), Müdâfaa (1385), İstibşâr (1892), Volter (1887), Beşir Fuâd (1887). Nizâ-i ilm ü din (1900).

¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾

 1) Resimli Türk Edebiyatı; cild-2, sh. 964

 2) Hayat Târih Mecmuası; 1980, sayı-12, sh. 31, 1968, sayı, 12, sh. 12

 3) Rehber Ansiklopedisi; cild-1, sh. 127

 4) XIX. Asır Türk Edebiyatı (A. H. Tanpınar); sh. 433

 5) Ahmed Midhat Efendi (Şevket Rado, Ankara-1986)

 6) Ahmed Midhat Efendi, Hayâtı ve Hâtıraları (Kâmil Yazgıç-1940)

  • Burdasin: Ana Sayfa
    Bugün: 96
    Tıklama: 419
    Çevrimiçi:
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=