//-->
osmanli-devleti1299 | Osmanli Devleti | osmanli padisahlari | osmanli vezirleri | Osmanli Ansiklopedi Bilgileri


Osmanli Bizim Çektiğimiz Videolar

osmanli-devleti1299 | Osmanli Devleti | osmanli padisahlari | osmanli vezirleri | Osmanli Ansiklopedi Bilgileri

arif hikmet bey

ÂRİF HİKMET BEY
Osmanlı Devleti zamanında yetişen âlimlerden. Yüz beşinci Osmanlı şeyhülislâmıdır. İsmi, Ahmed Ârif Hikmet’tir. Sultan üçüncü Selîm Han devri kazaskerlerinden İbrâhim İsmet Bey’in oğlu, birinci Abdülhamîd Han zamanı Mısır beylerbeyi vezir Raif İsmâil Paşa’nın torunudur. 1786 senesinde İstanbul’da doğdu. Küçük yaşta ilim tahsiline yönelip, zamanının âlimlerinden aklî ve naklî ilimleri öğrendi. Tahsîlini tamamladıktan sonra çeşitli imtihanlarda başarı gösterdi. 1813 senesinde hac ibâdetini ifâ edip, Peygamber efendimizin mübarek kabrini ziyaret etti.


Ârif Hikmet Bey, 1815 senesinde otuz yaşında iken Kudüs kâdılığına tâyin edildi. Beş sene sonra Mısır kâdılığına nakledilerek mevleviyyet payesine ulaştı. 1830’da İstanbul kâdılığına tâyin edildi. Bir sene sonra buna ek olarak nakîb-ül-eşrâflık vazifesi de verildi. 1834’de nakîb-ül-eşrâflık vazifesinden çekilip, ilim ve İbâdetle meşgul oldu. 1838’de Rumeli kazaskerliğine getirildi. Arkasından Meclis-i vâlâ-yı ahkâm-ı adliyye (İdarî, adlî ve mâlî işlerin görüşüldüğü üst meclis) üyeliğine seçildi. 1840’da Rumeli müfettişliği ile vazifelendirildi. Dönüşünde Dâr-ı şûrâ-yı askerî (Askerî şûra) üyeliğine, 1845 senesinde Mekkizâde Mustafa Efendi’nin yerine şeyhülislâmlık yüksek makamına getirildi. Yedi sene dört ay müddetle, bu vazifeyi doğruluk, adalet ve hakkaniyet üzere yürüttükten sonra, 1854 senesinde ayrıldı. Evine çekilip, ilim ve ibâdetle meşgul oldu. Hacca gitmek üzere hazırlanırken 1858 senesinde İstanbul’da vefât etti. Cenaze namazında; şeyhülislâm, âlimler ve devlet erkânı hâzır bulundu. Üsküdar’da Nuh kuyusu civarında defnedildi.

Ârif Hikmet Bey, aklî ve naklî ilimlerde derin âlim, fıkıh ilminde mütehassıs idi. Fazilet ve güzel ahlâklı idi. Asil, olgun bir şahsiyete sahib ve pek bilgili idi. Sultan Abdülmecîd Han onu şeyhülislâmlığa tâyin ettiği zaman, hakkında sadrâzama; “İnsanlıktaki fazileti ve iyi huylarını, kısaca olgunluğunu, herkesin bildiği Ârif Hikmet Beyefendi” diye yazarak ayrıca teveccüh göstermişti. Hayır, hasenat sahibi olup, Medîne-i münevverede 7.000 cildlik kütüphâne kurmuş ve vakfetmistir. Türkiye’de maârif işlerinin ilerlemesinde, rüşdiye mekteplerinin açılmasında önemli rolü olmuştur.

Arabça ve Farsça’yı çok iyi bilen Ârif Hikmet Bey ayrıca şâirdi. Fakat ilmî yönü şairliğinden üstündü. Ârif Hikmet Bey, şiirlerini Arabça, Farsça ve Türkçe olarak söylemiştir. Şiirlerinde yer yer Nefî, Nâbî ve Nedim’in te’siri görülür. Üç dilde bahis yürütecek ve şiir söyleyecek bir otorite idi. Ayrıca tenkid fikrine sâhibdi. Eski edebiyatımızı ele alırken Necati, Fuzûlî, Bakî, Nefî, Nâbî, Fehîm, Sabit, Nedîm, Sâmî ve Râgıb Paşa gibi şâirlerden söz eder ve bunları gerçek şâir olarak zikreder. Onun için diğer şâirler nâzımlıktan yâni sözü kâfiye ve vezne uydurmaktan ileri gitmeyen kimselerdir. Türk dîvân şiirinin devamında hizmeti olan Ârif Hikmet Bey, 1851 senesinde Türk dilinin geliştirilmesi için kurulan Encümen-i Dâniş’e de üye olmuştu. Şeyhülislâm olduğu zaman şu beyti söylemiştir.

Hikmetinden Ârifâ olmaz suâl,
Şeyhülislâm eyledi Yezdân beni.

(Ey Arif! Cenâb-ı Hakk’ın hikmetinden suâl olmaz; beni Allahü teâlâ şeyhülislâm eyledi.)

Ârif Hikmet Bey’in kıymetli eserleri şunlardır:

1- Dîvân: Eser 997 Arabça, 621 Farsça, 2032 Türkçe beyti ihtiva etmektedir.

Eserde; na’tlar, Mesnevîler, gazeller, kıt’alar, târihler ve Şâh-ı Nakşibend hazretleri hakkında iki medhiye bulunmaktadır. 1866 yılında Dîvân-ı Eş’âr adıyla litografya ile basılmıştır.

2- Mecmûat-üt-Terâcim: Meşhur kişilerin hâl tercümelerini ihtiva edecek şekilde hazırlamağa başladığı tamamlanmamış bir eser olup basılmamıştır. Yazma nüshası Millet Kütüphânesi, Ali Emîri kısmı, Tarih 788’de kayıtlıdır.

3- Zeyl-i Keşf-üz-zünûn: Kâtib Çelebi’nin meşhur eserini tamamlar mâhiyettedir. Müsveddeleri Bağdâdlı İsmâil Paşa’ya geçmiş, o da bundan istifâde ederek, Îzâh-ul-meknûn adlı Keşf-üz-zünûn zeylini yazmıştır.

4- Tezkire-i şu’arâ: 1834 senesine kadar olan iki yüz on şâirin hâl tercümesini veren bir eserdir.

5- El-Ahkâm-ül-mer’iyye fil-arâziyy-il-emîriyye: Araziye âit fetvaları toplar.

6- Hulâsât-ül-makâlât fîmecâlis-il-mukâlemât: Babasının delege olarak katıldığı Mükâlemât-ı siyâsiyye meclisindeki konuşmaların tutanağı mahiyetindeki bu eser, Üniversite Kütüphâne’si T. Y. 379’da kayıtlıdır.

7- Tezkîre-i Ârif Hikmet:


İstanbul’da bulunan ve her sene Ramazan ayının on beşinde ziyarete açılan sevgili Peygamberimizin sallallahü aleyhi ve sellem Hırka-i şerifini muhafaza eden mendilin üzerinde yazılı olan şu kıt’a da ona âiddir:

Hırka-i hazret-i Fahr-i resûle,
Atlas-ı çarh olamaz pâye-endâz.

Yüz sürüp zeyline takbîl ederek,
Kıl Şefî’-i ümeme arz-ı niyâz.

Mânâsı: Atlas, Peygamber efendimizin hırkasının yanında, ayak altına serilen serginin süsü bile olamaz. O’nun eteğini öpüp yüz sürerek Peygamber efendimize hâlini arzet ve O’nun şefaatini dile!
  • Burdasin: Ana Sayfa
    Bugün: 49
    Tıklama: 348
    Çevrimiçi:
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=