osmanli devleti derin tarihi,osmanli korsanlari,osmanli valide sultanlari,unlu turk denizcileri,osmanlida denizcilik osmanli sultanlari ile ilgili hersey,osmanli derin gecmisi,savaslari,osmanli kronolijisi,osmanli tarihi,harem entrikalari,osmanli ansiklopedisi,anadolu selcuklu devleti,osmanli devleti tanitim sitesi


Osmanli Bizim Çektiğimiz Videolar

osmanli-devleti1299 | Osmanli Devleti | osmanli padisahlari | osmanli vezirleri | Osmanli Ansiklopedi Bilgileri

ahmedi

AHMEDÎ
On dördüncü asırda Anadolu’da yetişen büyük dîvân şâiri. İsmi, İbrâhim bin Hızır, lakabı Tâceddîn’dir. Peygamber efendimize olan sevgisinden Ahmedî mahlasını kullanmış ve bu şekilde şöhret bulmuştur. Doğum târihi ve yeri ihtilaflıdır. Çeşitli kaynaklarda, Amasya’da, Uşak’ın Sivaslı köyünde ve Kütahya’da doğduğu zikr edilmiştir. Vefâtında seksen yaşından fazla olduğu için, 1334 senesinde doğduğu tahmin edilmektedir.

osmanli devleti ahmedi
Ahmedî, Anadolu’da temel dînî bilgileri öğrenmekle kalmamış, aynı arzu ile Mısır’a gitmiş ve meşhur Hanefî mezhebi fıkıh âlimlerinden Hidâye şârihi Ekmelüddîn Bâbertî’nin derslerine devam etmiştir. Uzun bir tahsilden sonra hadîs, tefsir, fıkh, tıb ve matematik ilimlerinde, şiir ve edebiyatta söz sahibi olmuş, Molla Fenârî ve Hacı Paşa ile arkadaşlık yapmıştır. Hocası Bâbertî’nin işaret ettiği üzere, ömrünü hekimlikle geçirmiştir.

Ahmedî, yüksek din ilimleri yanında; hikmet, matematik ve tıbda da ihtisas sahibi idi. Anadolu’ya döndüğünde âlimlere hürmet ve saygıda kusur etmeyen Germiyanoğullarının hizmetine girerek Süleymân Şâh’ın müşaviri, hocası ve doktoru oldu. Süleymân Şah nazım ve şiire çok düşkün olduğu için, şiirle uğraşmak mecburiyetinde kaldı. Yazdığı şiirleri Süleymân Şâh’a takdim ederek iltifatlarına kavuştu. Güzel nasîhatlarıyla, Anadolu birliğinin ve âdil bir idarenin kurulmasına yardımcı oldu. Germiyanoğulları toprakları Osmanlılara verilince, Ahmedî, bölgeye vâli tâyin edilen Şehzâde Yıldırım Bâyezîd’den de iltifat gördü ve ona sohbet arkadaşlığı yaptı.

Ankara savaşından sonra Tîmûr Han’ın yanına gitti. İlmi ve çok beğenilen sohbetleriyle Tîmûr Han’ın yakınları arasına girdi. Daha sonra Anadolu’ya geri döndü. Süleymân Çelebi’nin yanına giderek, saraya yerleşti. Eserlerinin büyük bir kısmını Süleymân Çelebi’nin yanında iken yazdı. Süleymân Çelebi’nin ölümü üzerine Ahmedî, Mehmed Çelebi’ye intisâb etmiş ve bu hükümdara da şiirler yazmıştır. 1413 senesinde, bir rivayete göre Kütahya’da bir rivayete göre de dîvân kâtipliği yaparken Amasya’da vefât etmiştir.

Ahmedî, on dördüncü asır dîvân şiirinin kurucusu ve üstadı sayılır. Şiirlerinde, zamanın dînî hayâtını işlemiş, çok İyi bildiği tasavvuf kültüründen istifâde etmiş ve günlük hayâta da yer vermiştir. San’at yönü kuvvetli olan şâir, dîvânına göre Mesnevîlerinde kuru kalmıştır. Mesnevîlerindeki içtimaî konular, târih bilgileri, bu eserlere sâdece bir san’at eseri çehresi değil, aynı zamanda ilmî ve ansiklopedik hususiyet de kazandırmıştır.

Türk şiirinde Hoca Dehhânî ile başlayan, zamanın içtimaî hayâtında önemli hâdiseleri şiirde işleyişler, Ahmedî’de zengin bir şekilde devam etmiş ve edebiyatımızda dîvân şiirinin kurucuları arasında yer almıştır. Kendisini yakından tanıyan İbn-i Arabşâh onun hakkında; “Kelimât-ı şerîfesi lezzette ibn Nübâte’nin kelimâtına muâdil ve mümasil olup neş’esi kemâl-i zarafeti üzere idi. İskendernâme nâm kitabından gayri Müsannefât-ı adîde-i güzîdesi vardır” demektedir.

İran şâirlerinden de etkilenen Ahmedî, hüsnü hat ve resimle de ilgilenmiş ve bu san’atkârlara şiirlerinde yer vermiştir. Tenkid fikri Ahmedî’nin başlıca husûsiyetidir. Bu itibârla devri ile kendinden önceki şâirleri tenkidden geri kalmamıştır.

Şiirinin gücünü kelime hazînesinin zenginliğinden alan ve gerçek bir söz ustası olan Ahmedî, zamanının Hassân’ı ayarındadır. O bâzan kendini Hassân’ın zıddı olan ve ahmaklığı ile meşhur Bahul’a da benzetir.

Ahmedî’nin dîvân şiiri üslûbu daha çok İran şiir örneklerine uyularak meydana gelmiştir. Şiirlerinde bir nasîhatçı durumunda da görünen şâir, zerdüştlüğe benzetilen Yunan felsefesini kötülemiş ve iltifat etmemiştir. O, ayrıca doğru ve iyi anlamak için aklın, ilmin ve fikrin birlikte hareket etmesini istemiştir.

Yûnus gibi şiirler de yazan şâir, cimrilere kızar. Biriktirilen malı, serveti, parayı, yılana ve ejderhâya benzetir. Eğer bunlar bu dünyâda harcanmaz ve yerlerine verilmezse, yarın kıyamet günü yılan ve ejderhâ olup sahibini yiyeceğini söyler. Ayrıca gelip geçici dünyânın hiç birşeyinin ebedî diyar olan âhiret gibi olamayacağını, bu yüzden dünyâya gönül verilmemesini şiirlerinde anlatmaktadır.

Dünyâyı âhiretin tarlası gören Ahmedî; madde âlemini, mânâ âlemine ulaşmak için bir köprü gibi kullanmaktadır. O, nefsi, baskı altında değil, kontrol altında tutmak gerektiğine inanan şâirdir. Ahmedî, bir din âlimi, bir tasavvuf ehli ve şâir olarak ibâdetin gençlikte yapılacağını söylemiş, gençlikle yaşlılık arasındaki fizikî durumu mukayese ederek şiirlerinde gençliği ilkbahara, yaşlılığı sonbahara benzetmiştir.

Vatan sevgisini körükleyen hâdiseler içinde yaşadığından ve Moğolların yaptıkları zulüm ve işkenceleri gördüğünden; başta gazâ olmak üzere bu konularda şiirler de yazmıştır. Bu konuları işlerken pâdişâhlara da nasîhatlar vermiştir.

Ahmedî, tenkidci bir kişiliğe sâhib olduğundan, devri şâirleri arasında fazla sevilmemiştir. Şiirlerinde Gülşehri, Yûnus Emre ve Aşık Paşa’nın te’sirleri hissedilmekte, Nizamî, Kemâl Hocendî, Süleymân Sâvecî gibi şâirlerin te’sirinde kaldığını bizzat kendisi ifâde etmektedir. Kendisinden sonra yaşayan Şeyhî, Hatîboğlu, Hayatî, Münîrî, Fuzûlî, Kemâlpaşazâde ve Bakî gibi şâirler onun etkisinde kalmışlardır.

Ahmedî’nin yazmış olduğu eserlerden bâzıları şunlardır.

1- Dîvân: San’at bakımından en kıymetli eseridir. Dokuz bin beyte yakındır. Bilinen yazma nüshalarının sayısı altı-yedi civarındadır.

2- Cemşîd ü Hurşîd: Beş bin beytten meydana gelen büyük bir Mesnevîdir. Eser 1403 senesinde İran şâiri Selman’ın aynı ismi taşıyan eserinden faydalanılarak yazılmıştır. Hikâye tekniği bakımından çok kuvvetlidir.

3- Osmanlı Târihi: Müstakil bir eser olmayıp, İskendernâme’ye ilâve edilmiş üç yüz otuz dörtbeytlik bir bölümdür. Bu târih, Osmanlı müellifleri tarafından yazılarak zamanımıza kadar ulaşan Türkçe ilk Osmanlı târihidir. Küçük, muhtasar ve manzum bir vakayiname çehresi taşımakla birlikte, bize, büyük devletin temellerine dâir bâzı önemli bilgiler vermektedir.

4- Tervîh-ül-ervâh: Tıb, astronomi ve matematik ilimleri ile ilgili on bin beyti aşan ilmî ve edebî bir mesnevîdir. Tıbbın çeşitli bahislerine, teşrihe, teşhise ve tedaviye dâir geniş bölümleri olan bu eser, yazarın, tababet alanındaki geniş bilgisini göstermektedir. Bu eseri dokuz ay gibi bir sürede yazmıştır.

5- Mevlid: Bu eseri de İskendernâme içinde olup altı yüz onbeş beytten meydana gelmiştir. Peygamberimizin doğumu, peygamberliğinin belirtileri, Nûşirvân’ın oğlunun hükümdarlığı, Hüsrev-i Perviz’in hükümdarlığı, Peygamberimizin peygamberliği, mucizeleri, mîrâcı, vasıfları, Hendek savaşı gibi konular, bölümleri meydana getirmektedir.

6- Bedâyi-us-sihr fî Sanâyi-iş-şi’r: Emir Süleymân’a sunulan bu eser, edebî san’atlara dâirdir. Reşîdüddîn Vatvât’ın Hadâyık-us-sihr adlı eserini değiştirerek yazmıştır.

7- İskendernâme: Büyük İskender’in hayâtına, ideâline, fetihlerine dâir târihlerden, rivayetlerden, destanlardan toplanmış bilgilerle meydana getirilmiş, büyük bir manzum hikâyedir. 8754 beytten meydana geleneser, lisan bakımından da sâde olup on dördüncü asır Türkçesi ile yazılmıştır. Bu yönü ile de dil ve kültür bakımından önemli bir eserdir. Eserdeki bilgiler devrin doğu târihi hakkında bilinen en doğru ve en zengin şekliyle yazılmıştır. Ahmedî eserini bir olaylar ve maceralar şeridi hâlinde bırakmamış, ona; fikrî, ahlâkî ve terbiye edici bir hüviyet kazandırmıştır. Kendi devrindeki ve daha önceki bir çok sosyal ve ahlâkî düşünceleri işlemiş, Kur’ân-ı kerîm, hadîs, astronomi, matematik, hikmet, tıb gibi ilimlere âit çeşitli bilgileri eserine yerleştirmiştir. Emir Süleymân’a sunulan İskendernâme, Ankara’da aslına uygun bir şekilde basılmıştır. Yazma nüshası İstanbul Üniversitesi Kütüphânesi, 921 numarada kayıtlıdır.

Ahmedî’nin ayrıca Mirkât-ül-Edeb (Farsça sözlük), Mîzân-ül-Edeb ve Mikyâs-ul-Edeb (Arab ve Fars grameri ile ilgili kasîdeler) isimli eserleri de vardır. O, bu yönü ile dilci bir şâir olarak da görünür.
  • Burdasin: Ana Sayfa
    Bugün: 31
    Tıklama: 127
    Çevrimiçi:
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=