osmanli devleti derin tarihi,osmanli korsanlari,osmanli valide sultanlari,unlu turk denizcileri,osmanlida denizcilik osmanli sultanlari ile ilgili hersey,osmanli derin gecmisi,savaslari,osmanli kronolijisi,osmanli tarihi,harem entrikalari,osmanli ansiklopedisi,anadolu selcuklu devleti,osmanli devleti tanitim sitesi


Osmanli Bizim Çektiğimiz Videolar

osmanli-devleti1299 | Osmanli Devleti | osmanli padisahlari | osmanli vezirleri | Osmanli Ansiklopedi Bilgileri

osmanli devletinin dogu ve guneydogu anadoludaki asiretlere iskani



osmanlı devletinin doğu ve güneydoğu anadoludaki aşiretlere iskanı

OSMANLI CEMİYETİNDE KONAR-GÖÇERLER, DURUMLARI VE HUKUKİ NİZAMLARI Osmanlı cem’iyetine teşkil eden unsurlardan birisi de ilk nazarda göze çarpmalarına rağmen aşiretler yahut konar-göçer halktır. Yaşadıkları hayat tarzına göre mevsimden mevsime yaylâk ve kışlak arasında daimi olarak hareket etmektedirler . Konar-göçerlerin bu hayat tarzı, göçebe hayat yaşayan diğer unsurlardan büyük farklılıklar göstermektedir. Gerçek anlamda göçebe hayatı yaşayan aşiretlere nazaran, bazı konar-göçer grupların, yazın hayvancılıkla uğraşmaları yanında, kışlaklarında ekinlik, yani bir nevi küçük ziraat yaptıkları da göz önünden uzak tutulmamalıdır. Bu sebeple bu gruplar için, göçebe kanunnâmelerde ve resmi kayıtlarda konar-göçer tabiri kullanılmıştır. Konar göçerler, genellikle Osmanlı Devleti’nin kabul ettiği merkeziyetçi idâre tarzına aykırı olarak kanunnamelerde; “Yörük konar-göçer tâifedir, karada ikametleri yoktur” hükmüyle tarif edilmişlerdir. Buna rağmen, belli birer yaylak ve kışlak mahalli gösterildiği de görülmektedir . Konar-göçerler, yaylak ve kışlak bölgeleri arasında hareket halinde olduklarından “nomad” (=göçebe) tabiriyle isimlendirilmekteyseler de, Anadolu’daki aşiretlerin, bu kelimenin ifade ettiği hayatı tam anlamıyla yaşamadıkları bilinmektedir. Çünkü bunlar, yaylakta hayvanlarını otlatmakta, dolayısı ile hayvancılıkla uğraşmaktaydılar. Kışlakta ise kondukları yerde küçük çaplı da olsa ziraat yapmaktaydılar. Bu nedenle, tam bir göçebe hayat tarzı içinde olmayan konar-göçerler, göçebelikte yerleşik hayat arasında bir ara şekle sahip olduklarından kanunnâmelerde ve resmi kayıtlarda genellikle “konar-göçer” tabiriyle tanımlanmışlardır . Yörük deyimi, iyi ve çabuk yürüyen, göçebe, Anadolu’nun çadırda oturan Türkmenleri, bir yerde yerleşmeyen göçebe halkı anlamlarına gelir . Göçebe hayat yaşayan konar-göçer unsurları daha iyi anlayabilmek için, onların umumiyetle oba adı altında toplanan çadırlarını incelemek yerinde olacaktır. Bu hususta yapılan araştırmalara göre, Türkmenler arasında genel olarak üç tip çadır evi bulunmaktadır.



Bunlar: 1- Alaçık veya Alaycık adı verilen keçeden yapılmış ve ağaç direklerle desteklenmiş çadır. 2- Topak-ev adı verilen Asya’daki Kırgız evlerine çok benzeyen ikinci tip çadır ki, bu çadırlar türbe, kubbe biçiminde olup baklava dilimi şeklindeki kafes kafes ağaç parçalarından meydana gelen iskeletin üzerine ak-keçe çekilmesiyle kurulurdu. Bunlara Topak-ev denildiği gibi Topağ’ev, Derimev, Keçe çadır ismi de verilirdi. 3- Karaçadır ve Çulçadır, Keçi kılından örülmekte olup Yedi direkliye kadar olabilirdi ki, bu tipler Oymakbaşı’nın evi olmakla Şorevi ismi verilmiştir . Çadırların direklerine cağ, zahirelerin konduğu yere stil denir. Çadırın hususi bir dâhili taksimatı vardır. Çadırlar, sonradan yerleşik hayata geçtikleri zaman bazılarının inşâ ettikleri evler için model olmuştur . 1. İçtimai Durumları İl veya ulus adı altında gruplandırılan konar-göçerler, sırasıyla boy (kabile), aşiret, cemaat, oymak, mahalle, oba (aile) şeklinde bölümlere ayrılmıştır. Her boyun başında Bey (boy beyi) ismi verilen ve boyun idari işlerini yürüten bir kişi bulunurdu. Aşiretlerde ise bu görevi Mir-aşiret’leri yürütürdü. Beyler boy içerisinde cesareti, mali kudreti, doğruluğu ile tanınan kimseler arasından seçim yolu ile iş başına gelirlerdi. Bu seçim devlet tarafından tasdik edildikten sonra, bir beylik beratı gönderilirdi. Gerektiği zaman, yani yönetimde acizlik göstermeleri veya kendisine bağlı olan aşiretlere zulmettikleri zamanlarda devletin bunları azletme yetkisi vardır . Fakat Rişvan gibi bazı teşekküllerde boy beyliğinin berat ile değil, ancak boy aristokrasisini teşkil eden kimselerin-kethudâ, ihtiyar ve söz sahipleri eliyle seçildiğini ve-istedikleri şahsı boy beyi yapabileceklerini de ilâve etmeliyiz. Kethüdâ’lar ise içtimai ve idari bakımından tabi bulundukları boy bey tarafından tâyin edilmekte idiler . Konar-göçerler her ne kadar hayat tarzları yönünden aynı karaktere iseler de, yapı itibariyle değişik topluluklar olarak göze çarpmaktadırlar. Bir sınıflandırmaya tabi tutulacak olurlarsa: 1- Bir boydan ibaret olan, -tek başına- müstakil bir teşekkül halinde bulunanlar 2- Bir boydan ayrılmış ve zamanla çoğalarak sayıları dörtten on altıya, yahut daha fazla olan oymakla grubu ki, bunlar umumiyetle reislerinin ismiyle adlandırılmışlardır. 3- Federasyon şekli gösteren teşekküller; bunlar ana kuruluşlarından ayrılmış olan muhtelif oymakların birleşmesinden meydana gelmişlerdir . İkinci kısma giren kuruluşların daha ziyade yaygın olduğu görülmektedir . 2. İktisadi Durumları Yaylak-kışlak hareketlerine tabi konar-göçer hayat tarzı onların ziraat ile meşgul olmalarına engel ise de tedrici dahi olsa kışlak ve yaylaklarındaki otlaklarında ve bir kısım köylerde iptidaî çiftçilik yapıyorlardı Yazın yaylada hayvancılık ile meşgul idiler. Fakat esas iktisadi hüviyetleri çobanlık yani hayvancılık idi . Konar-Göçerler, iptidai bir ziraat ile meşgul olmalarına rağmen, ihtiyaçları olan mahsullerinin büyük bir kısmını takas yolu ile temin ederlerdi. Hayvanlarından elde ettikleri ürünleri verirler, buğday unu gibi tahıl ürünleri alırlardı. Konup göçtükleri mahallere yakın köy ve kasabalar, bu sebeple konar-göçerler için uygun birer ticaret sahası olmuştur. Konar-Göçerlerin hayvancılıkla uğraşmaları, onlarda dokumacılığın yanı sıra Dericilik de önemli bir yer tutmaktadır . Hayvanlar arasında ise daha çok “koyun” culukta uzmanlaşmışlardı. Onların koyunculukta bu derece uzmanlaşması, brokratik yazışmalarda sık sık “Türkmân Koyunu” adlı bir tabirin yerleşmesine sebep olmuştur. Hatta, Uludağ yöresindeki Türkmenler arasında tespit edilen bir tekerlemedeki: Ekme bağ bağlanırsın Ekme ekin eğlenirsin Çek deveyi güt koyunu Bir gün olur beylenirsin İfadesi şüphesiz onların çiftçiliği o kadar çok makbul görmediklerini ve bütün saadet ve zenginliği koyunculukta gördüklerini göstermektedir. İnek cinsinden büyükbaş hayvanları hemen hemen hiç beslemezlerdi. Bunun en önemli sebebi ineğin uzun mesafe yürüyüşlerine dayanıklı bir hayvan özelliğinde olmaması idi. Buna karşılık göçebeler kendi ihtiyaçları kadar hatta daha fazla deve beslerlerdi. Uzun yola, açlığa ve susuzluğa dayanıklı ve bir devenin iki yüz kilogram üzerinde yük taşıma kapasitesine sahip olması; onları Osmanlı kara nakliyatının en mühim bir vasıtası haline getirmişti . Türkmenlerin çok eski çağlardan beri at’a olan ilgileri yanında, at yetiştirmeye verildikleri önem de bilinmektedir. Konar-Göçerler de binek vasıtası olarak kullandıkları atı yetiştirmede maharet sahibi idiler. Bu sebeple Devlet binek hayvanı olarak at yetiştirdikleri gibi, köylüye damızlık hayvan da temin ederlerdi. Hatta yetiştirdikleri atlar yüzünden şöhret bulmuş oymak ve aşiretler bulunmaktadır . Göçebelerin sınaî bakımından ürettikleri malların başında iplik, halı ve kilim gelmekte idi. Bunların üretimi, ekonomik faaliyetleri olan hayvancılıkla oldukça alakalı idi . Bir kısım oymaklar da zamanın harp levazımatını imalde maharet sahibi idiler. Bunun için vergi ve rüsum yerine, bu imal ettikleri ok ve yay gibi silahları cephaneye teslim etmekten ibaret bir mükellefiyetleri vardı . 3. Hukuki Nizamları Konar-göçer halk, devamlı yer değiştirmeleri sebebiyle üzerinde bulundukları toprakların teşkilâtına bağlı olarak tımar, zeâmet ve has reâyâsı olarak bulunmaktaydılar. Konar-göçerlerin devamlı bir yurt tutmamış olmaları, yerleşik ahali ile aralarında hukuki farklar doğmasına yol açmıştır. Tam bir ziraatle uğraşmadıkları için, ziraatle ilgili vergileri vermemekle beraber, ashâb-ı timâr’ın toprağında kendi baltalarıyle yeni açtıkları yerden, bütün çifte 12 akçe ve yarım çifte 6 akçe vergi vermekle mükelleftiler . Genellikle timâr ve has reâyâsı aşiretlere; nüfusuna, ekonomik durumuna veya sınırları içinde konup göçtüğü vilayetin idari yapısına göre sancak veya kaza statüsü veriliyor; yöneticiler tayin edilerek hukuki bir nizama kavuşturuluyordu. Bundan amaç konar-göçerleri denetim altında tutmak ve özellikle vergi tahsilinde kolaylıklar sağlamaktı. İdari ve adli bakımından konar-göçerler, yaşayış tarzlarından dolayı özel bir duruma sahiplerdi. Konar-göçer olmaları nedeniyle belirli yerleri olmadığından sancak beylerine tabi olmayıp, doğrudan doğruya bey veya başbuğlarına bağlıydılar. Adli yönden ise kadılara bağlı olmakla birlikte, cezalarının infazı ancak bey veya başbuğlarının eliyle olurdu. Hiçbir hususta beylerinden başka kimse konar-göçerlere karışamazdı. Devletle ilgili işler onların eliyle halledilirdi . Anadolu’nun güney ve batı bölgesinde bulunan Yörükler ile Rumeli’deki Yörükler birbirlerinden bazı bakımlardan farklı bir durum göstermekte idiler. Rumeli’de bulunanlar İstanbul’dan Bender’e kadar bugünkü Bulgaristan, Yugoslavya hududu ve Tuna sınır olmak üzere geniş bir alan içinde sekiz grup halinde bulunurlardı. Devlet tarafından askeri ve idari maksatlar için kendilerine hususi bir nizam verilerek teşkilatlandırılmışlar idi. Anadolu’daki Yörükler için Aşiret tabiri kullanılmaktadır . Bu teşekküller gerek has şeklinde, gerekse bir sancağın vergi dairesine dâhil olarak mukataaya verilmek suretiyle idâre edildiği zaman, başlarında hükümet tarafından tayin edilmiş bir Voyvoda bulunuyordu. Bu Voyvodaların ismi umumiyetle Türkmen Voyvodası veya Türkmen Ağası şeklinde geçmektedir. Vazifesi, hayvan başına verilecek vergi miktarını evvelden tespit için sayım yapmak ve vergilerini muntazaman toplamaktı . 4. Vergi Nizamları Osmanlı cemiyeti vergi bakımından ikiye ayrılmakta idi. Birincisi vergiden muaf olup askeriye-ilmiye sınıfı, diğeri ise vergi mükellefi olan raiyyet idi. Konar-Göçerler raiyyet kısmına tabi bulunuyorlardı. Vergi mükellefleri, bennak, mücerred, toprağı ve davarı olan kendi kendine yeten hane’den ibarettir. Kanun namelerde keçilerden de alındığı kaydedilen adet-i ağnam (koyun resmi)’in hesaplanmasında kuzulu koyun kuzusu ile beraber bir kabul edilir. Koyunların sayısı 300 olduğu zaman “sürü” tabir edilir ve beş akçe “ağıl resmi” alınır. Bazen bunun yerine bir koyun ve yahut bir kuzu verildiği de olur. Sürü sahiplerinin timar yahut miri yaylaklarda yaylayan sürüler için yılda bir defa olmak üzere, bazı yerlerde bir resm alınmaktadır. Doğu illerinde ise sürü başına 33 akçe alınır. “Kışlak resmi” de aynı şekildedir. “Adet-i Çoban-beyi” ve “adet-i resm-i kışlak-ı berriye” için her yüz koyundan yirmişer akçe alınmaktadır. Bunlardan başka “Otlak resmi” (şanü’1-mer’a) “resm-i çift” “resm-i dönüm” (dönüm), arus (gerdek) resmi, “yâve akçesi”, “bad-ı heva” gibi vergi ve rüsumlar vardı . Yörük tâifesi, tapuya tescil olunmuş toprakta, on yıldan fazla oturup, tarım yapıp, toprak sahibine öşür ve vergi verse, zararı olmadığı takdirde, oradan kaldırılamaz . Konar-göçer ahali dağdan veya boş araziden, bir çiftlik yer ihya edip ziraate açarsa daha az, aynı yerde köylü toprağı ziraate açarsa daha fazla vergi alınırdı. Bir konar-göçer başka sancaktan gelip bir timara yerleşip ziraat etse zemin resmi” verir. Vergi ve rüsûmların tahsili esnasında düşülen adaletsizlikler, bazı aşiretlerin tepkilerine yol açmaktaydı. Bu sebeple yeni sayımlar yapılmıştır. Ayrıca bazı oymaklar vergi vermemek için, yine vergilerinin artırılması veya iskânları söz konusu olduğu zaman vergi ve iskân memurlarına seyyidlik veyahut askerilik iddiasında bulunmuşlardır . 5. Görevleri Bu görevler birkaç grupta mütalaa edilebilir. 1. Madenleri ilgilendiren muhtelif işlerde görevlendirilmişlerdir. a. Madenlerin eşkiyalardan muhafaza edilmiş, b. Edilmiş madenlerin nakladilmesi keyfiyeti, yahut madenlerin ihtiyacı olan odun ve kömür gibi maddeleri madenlere nakletmek, c. Madenlerde bizzat maden elde edilmesinde çalışmaları. 2. Ordunun nakliyat işlerinde kullanılmışlardır. 3. İç ayaklanmaların bastırılmasında yahut emniyet sağlayan inzibat kuvveti olarak kullanıldılar. 4. İkinci Viyana seferinin senelerce devam etmesi bir çok cephelerde muharebelerin daima yeni kuvvetlere ihtiyaç göstermesi yüzünden, hükümet tarafından, evvelce de zaman zaman istifade edilen konar göçer halkın yeni bir kuvvet olarak muharebelere iştirak ettirilmesi düşünüldü . Rumeli’deki Yörükler, hükümet tarafından 1- Sahile yerleştirilip, gemi yapımı ve malzeme temininde, 2- Yolların emniyeti ve tamiri, su yolları yapımı, geçit muhafazası, derdbendcilik, köprü tamiri ve inşâsı, zahire toplanması ve korunması gibi hizmetlerde, 3- Madenlerde, 4- Nakliye işlerinde, husûsiyle topların naklinde, 5- Kale yapımı ve onarımında kullanılmışlardır .

  • Burdasin: Ana Sayfa
    Bugün: 33
    Tıklama: 284
    Çevrimiçi:
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=