osmanli devleti derin tarihi,osmanli korsanlari,osmanli valide sultanlari,unlu turk denizcileri,osmanlida denizcilik osmanli sultanlari ile ilgili hersey,osmanli derin gecmisi,savaslari,osmanli kronolijisi,osmanli tarihi,harem entrikalari,osmanli ansiklopedisi,anadolu selcuklu devleti,osmanli devleti tanitim sitesi


Osmanli Bizim Çektiğimiz Videolar

osmanli-devleti1299 | Osmanli Devleti | osmanli padisahlari | osmanli vezirleri | Osmanli Ansiklopedi Bilgileri

kafirlerle buyuk savas




 

Cezayir'de yerime vekil bıraktığım Hasan Ağa'ya mektup yazıp başımdan geçen sergüzeşti ifade ve Cezayir gazilerinin cümlesine selam ve dualar eylemiş,  hepsinin hal ve hatırlarını sormuştum.

Mektubum Cezayir'e varıp divanda okununca on pare tekne hazır edip içine beş yüz tüvana gazi yiğitler girmişler.  Bunlar benim eskiden yar-i kafadarım olan yiğitler idiler.  Şöyle ki: Cengaverlikte,  akıl ve tedbirde herbiri binbaşı olmaklığa layık gaziler idi.

Günlerden bir gün on pare tekne korsanlık yoluyla Cezayir'den kalkıp Tunus'a geldiler. Buluşup hal hatır soruştuk.  Bunlardan sual ettim ki:

— Ey oğullar siz kendi isteğinizle mi geldiniz,  yoksa vekil bıraktığım adam mı gönderdi?
— Yok,  biz kendi isteğimizle geldik.  İşittik ki Tunus askeri ile senin askerinin arasında büyük fesat belirmiş.  Biz dahi sen efendimize yardıma geldik.  İstemiyeceğini bileydik,  gelmezdik. 
— Yok oğullar! Ondan ötürü değil.  Hoş geldiniz sefa geldiniz,  başım üstünde yeriniz vardır. Ancak şu kadar var ki,  biz ol Cezayir'den nan ü nimet yedik.  Orası serhaddir.  Elimden gelse, bir adamını on adam edip,  üzerinden geçen kuşun kanadını keserdim.  Şimdi düşman: Cezayir'den beş bin yoldaş değerinde beş yüz yoldaş ayrılıp Hayreddin Paşa'nın yanına gitmiş, der.  Bu hal,  Cezayir'e gece gündüz diş bileyen düşmana kalp kuvveti olur.  Sizin yerinize iki bin yeni yoldaşı Cezayir'e göndersem yetmez.  Çünkü bir ahval bilir eski yoldaş,  on yedi yoldaştan iyidir.  Cezayir gazilerine bu yolda nasihatler edip,  beş on günden sonra yine tekneleri ile geriye gönderdim.  Yanlarına da kendi leventlerimden beş altı yüz yeni yoldaş kattım.

Cezayir'i bu mertebe gözetirdim. Ol on pare tekne Cezayir'e varınca,  herkes bana dualar etmiş.  Ağır hediyeler düzüp on pare tekne ile şevketlü Sultan Süleyman efendimize gönderdim.  Bu sırada devlet kızılbaş belası üzerine gidip,  orada kışladıkları esnalar idi.

 


Asilerin Kılıçtan Geçmesi

 

 

 

 

 

 

Biz gelince kaçıp giden Tunus Beyi ise,  yurdundan ayrılmış köpekler gibi sahraları gezip,  rast geldiği kabileyi baştan çıkarıp bizim üzerimize fitne potasını kaynatmaya başladı. 



Arap kabilelerinin bir adeti vardı.  Hayır olsun şer olsun,  her ne meşveretleri var ise,  bahar gelince Kirvan'a gidip,  orada toplanırlardı. Bu yıl hepsine mektup yazıp,  bana ve Padişaha tabi olanların Kirvan'a gitmemelerini bildirdim.

Sonra her türlü hazırlığımı yapıp,  günlerden bir gün Tunus'tan çıkıp Kirvan'a yürüdüm.  Kirvan'ın erenlerini ziyaret eyledikten sonra beldenin içine girdim.  Dost olanlar gelip ziyaret ettiler.  İtaat etmeyenlere öyle bir kılıç çektit ki ancak olur.  Hepsi itaate gelip bize bağlandılar. Firari Tunus Beyi gördü ki ahval başka,  salt başına yine kaybolup gitti.  Aratmaktan bıkıp:

 

 


"Ey mel'un elbette elime geçersin!" Deyip,  Tunus'a döndüm. Tunus Beyi'inden İspanya Kralına mektup Padişah-ı alem-penah hazretleri, Acem üzerine gidip orada kışlayınca, İspanya Kralı mel'un bundan faydalanmak istedi.

 

 

 

 

 

Aklınca: "Osmanlı, Acem içinde kışladı. Barbaroşo dahi Tunus'ta yerleşti. Bu fırsat bir daha ele geçmez. Şimdi varıp Ada aralarını yakıp yıkıp, Berbad ü harap eyleyecek zamandır. " Diye düşünür, donanma hazırlarken, firari Tunus Beyi'nden mektup aldı.

 

 

 

 

 

Name şöyle idi: "Sen ki dostum İspanya Kralısın, "Dostluğa layık duadan sonra, şöyle malumun ola ki;Barbaroşo Gran Senyör divanından senin için iddia eyledi. Varayım İspanya memleketlerini haraba vereyim, dedi. Seksen pare tekne ile Akdeniz'e çıkıp onsekiz pare kale feth eyledi. Sonra Temaşalık'a gelip, lenger-endez olup yattı. "Kırk pare tekneye onaltı bin esir ile dörtyüz yirmibeş sandık beyaz sarı akçe koyup, dahi bu kadar hediye ile birlikte feth eylediği onsekiz pare kalenin anahtarlarını da Gran Senyör'e gönderdi. Katı ziyadesiyle makbule geçti. "Gran Senyör, Barbaroşo'ya olan muhabbetinden, bir hatt-ı şerif yazıp Temaşalık'a gönderdi. Ve:Sen ki gazi lalamsın. Gönderdiğin eşyalar, namen mucebince taraf-ı padişahaneme gelip vusül bulmuştur. Berekat versin, deyip dualar eyledi. Hulasa şimdi Barbaroşo da kendisi aleme Süleyman olmuş zannedip gezer.

 

 


"Kırk pare tekne ile Temaşalık'tan kalkıp bir baş senin memleketlerini haraba vermek kastıyla Sette boğazına doğru giderken Sardinye üzerinden bir muhalif tufan ile bocalayıp Benzerd'e geldi. Benzerd'i alıp zapt eyledi. Sonra Tunus'a gelip Tunus'u dahi silah zoruyla alıp beni sahralara kaçırdı. Şimdi sahralarda ot otlayıp gezerim. Kerem ve lutf eyleyip benim ahımı Barbaroşo'dan alıversinler. Sana bu kadar gemiler dolusu zahire göndermekliğimin mükafatını böyle bun deminde icra edesin.

 

 


"Sonra filan ayın filancı gününde donanma ile deryadan gelip Halk ül Vad'e baş vurasın. Ben dahi elli altmışbin bedevi atlısıyla gelip sana yardım ederim. Bolaykim Barbaroşo'yu ele geçirip kanını içeydim. "

 

 


Firari Tunus Beyi işte böyle şeyler yazıp bir sürü pohlar yemiş. Ol zaman kafirler dahi bir araya gelip meşveret ettiler: "Şimdi Türk'e gitmektense Tunus'a gitmemiz daha makuldür. Çünkü bizim Barbaroşo'dan ağır düşmanımız yoktur. Azizlerin yardımıyla Tunus2u alırsak, hem Barbaroşo'nun hakkından gelir, hem de dostumuz eski beyi yerine oturturuz. Ona büyük iyilik etmiş oluruz, o da ömrü oldukça bizim iyiliğimizi unutmaz. Tunus elimizin altında olur. Her ne istersek göndermekte ihmallik eylemez. Bu iş bize göre iki taraftan iyi maslahattır. " Diyerek Tunus üzerine gelmeye karar verdiler.

 

 


İspanya Kralı, Tunus Beyi'ne cevap yazıp casus eliyle gönderdi: "Pek güzel, bizim muradımız Türk yerlerine gitmek idi. Lakin madem ki senin başına bu felaket geldi, baharda bizi Tunus'da bilesin. Senin ahını Barbaroşo'dan alıp yine yerine oturtmak boynuma borç olsun. " Diye, onu teselli etti.

 


İspanya Kralı'nın Namesi

 

 

 

 

 

 

Tunus Beyi'nin eline geçince, dünyalar onun olup tacını göklere attı. Ferahlar adip, el altından kabileleri kandırıp, Arapları başına toplamaya başladı. "Padişah donanması zayi olmasın" Ben de o sıralarda İspanya Kralı'nın büyük hazırlıklar yapmakta olduğunu haber aldım. Yine o esnalarda karışık rüyalar da görmüştüm.

 

 


Kendi kendime: "Bu kafirlerin tedarik üzere olup donanma hazırlmaları ya Cezayir'e yahut da bu tarafadır. Amma mutlak bize olmak gerek. Hem bu tedbir kafirin kendi fikri de değildir. Muhakkak o mel'un firari Tunus Beyi'nindir. Ben bunları bilirim, Tlemsen Beyi'nin de bunun da İspanya Kralı'na dostlukları bir an eksik olmaz. " Diye düşündüm.

 

 


İslambol'dan Padişah-ı alem-penah hazretlerinin altmış pare teknesi ile çıkmıştım. Cümlesi seksen idi, amma yirmisi benim gaza malı ile Cezayir'den götürdüğüm teknelerdi. Kırk tekneyi on altı bin esir ve dörtyüz yirmibeş sandık akçe ile gönderdimdi. On pare tekneyi dahi Tunus'a gelip oturduğumuzda hediyeler koyup gönderdim. Elimde miriden kalma on pare tekne kalmıştı. Bu tekneleri de hediyelerle doldurup şevketlü Hünkarıma yolladım.

 

 


Kim bilir, kişinin bir dostu varsa, on da düşmanı vardır. Bunlara birşey olursa adımız"Padişah donanması zayi eylemiş"e çıkar. Hoş, bu hakir-i pür-taksir, devlete on o kadar donanma yapacak kadar mal gönderdim idi. Amma hemen iyisi gittiğidir. Böylece mirinin geri kalan on pare teknesi de yağlayıp İslanbol'a gönderildikten sonra, kendimin Cezayir'den getirdiğim yirmi pare tekneyi de yağlayıp hazır eyledim. Bunları da korsanlığa gönderdim. 

 

 


Reislerine: "Seferiniz tamam oldukta varın Cezayir'de kışlayın. Size emrim gelince ona göre amel edersiniz. " Diye tenbih ettim. Yirmi pare tekne bir mübarek saatte kalkıp Sardinya üzerine vardılar. Çok ganimet aldılar. Bir Venedik gemisi aldılar ki gayet zengin idi. Yükü hep kumaş, çerçi pusadı idi. Hemen oniki bin Venedik altını nakit çıktı.

 

 


On altı aktarma ve dörtyüz yetmişbeş esir kafir ile selamet ve ganimetlerle Cezayir'e doğruldular. Havalar kış olduğundan yolda bocalayıp Cezayir'i tutamadılar. Beled-i Unnab'a gelip girdiler. Orada tekneleri karaya çekip kışladılar. Ganimet erzakı satıp savup gök nukut ettiler. Teknelere düşen benim hakkımı mühürleyip sakladılar. Kalanı, gaziler karındaşlar gibi aralarında pay ettiler. Hepsi tok doyum, ihtiyaçtan beri oldular. Zevk ü safalarına baktılar.

 


İspanyolların Tunus'a Hücumu

 

 

 


Tunus'un dört tarafına hendekler, metrisler kazdırıp hazırladım. Bahar günleri yetiştikte, birgün İspanya donanması seksen pare yelken ile Halk-ul Vad önüne gelip baş vurdu. Tunus Beyi ile sözleştikleri vakit bu idi. Kafir bakti ki, Tunus Beyi'nden bir nam ü nişan yok. Halbuki evvelki kavil üzere elli, altmış bin Arap atlısı ile beklese gerekti. Şimdi kafirler ol kavilden bir eser bulamadılar. İspanya Kralı, firari Tunus Beyi karındaşlığına gazabından, kafir iken Yahudi oldu. Kafirler üç gün beklediler. Tunus Beyi'nden bir haber çıkmayınca karaya asker döküp cenge başladılar.

 

 


Su burcunu muhasara etmek için geldiklerinde, iyice yaklaşınca, burçtaki otuzaltı pare top bir filtilden kafirlerin üzerine ateş etti. Kafirler alay kesimi gibi yerlere serildiler. Ardından otuzaltı bin gazi ile yürüyüp kafirlerin kalp cenahlarına yalın kılıç girdim. Kaba kuşluktan ikindi vaktine kadar cengin arası kesilmedi. Neticede kafirler geri püskürük gemilerini dar buldular. Sabah olunca ise Kral mel'unu büyük kuvvetlerini ve toplarını taşra çıkardı. Gelip Halk-ül Vad burcunun etrafına metris alıp cenge dürüştü. Otuz gün burcu dövdü. Sonunda gaziler bunaldılar. Bir gece burcu bırakıp çekildik, gittik. Beş altı gün sonra kafirin yirmidört bin askeri daha geldi, gayet kuvvetlendiler. Ertesi gün de fesat menbaı Tunus Beyi altmış bin Arap atlısı ile gelip Kral'a buluştu. Hediye ve peşkeşlerini takdim etti.

 

 


Kral: "Senin yapacağın iş bu muydu?Az kaldı yine geri dönüp gidecektim. " Deyip çok laf söyledi.
İş bu hale gelince Arap taifesinin hepsi eski Beyde tarafa döndüler. Arapların Bu bozuk fikirlerini anlayınca çavuşları gönderip: "Herkes yerinde dursun, bozgunluk etmesinler!" Dedirdimse de olmadı.

 

 


O iki yüzlü münafıklara söz kar etmedi. Hemen ölüsü dirisine binip hisara doğru birbirini çiğneyerek kaçmaya başladılar. Kafirler epey bozulmaya yüz tutmuş iken tekrar gayrete geldiler. Kendi donanma askerimden başka başıma döner kalmadı. Tunus'un Türk askeri bile Arap askeri ile beraber oldular. Yirmi otuz bin donanma askeri candan, on bin can kalmadı. Hep şehadet şerbetini nuş eylediler. Yine bu on bin can, başımda çark-ı felek gibi dönüp; "Elem çekme Paşa baba, birimiz kalmayıncaya kadar biz seni bırakmayız, hemen sen sağ ol!"Derler idi.

 

 


Ben de: "Berhudar olun oğullar!Hak teala sizden razı olsun. Dünyada ve ahirette yüzünüz ak olsun. "Deyip dualar ederdim.

 


Yerin Gubarı Kanın Buharı

 

 

 


Vakta ki kafirler karabulut gibi gelip yetişti. O zaman, Padişah hediyesi olan tig-i ateştabı kılıfından yalın ettimm. Allah için kafirlerle cihada niyet edip kafirlerin kalp cenahına kendimi kartal gibi çarptım.  O zaman gaziler dahi: "Ya bizler ne günümüze dururuz!" Deyip,

 

 


"Yar odur ki bun deminde yar ola, 
"Şadlıkta her kim ola yar ola. "

 

 


Kavlince onlar dahi, önce birer yaylım tüfenklerini kafirlerin kalp cenahına boşalttılar.  Ardından dal kılıç olup kafire daldılar.  Şöyle ki: İki asker birbirine katıldı, yer penbe misali atıldı. Yerin gubarı, kanın buharı, gaziler dilinden birbir verirdi sübhanı. Üç buçuk saat ala cenk oldu. Kılıçlar al kan ile la'l renk oldu. Durmayıp gaziler serden geçerdi. Ecel terzisi don biçerdi. Salındıkca tiğ yalmanı, ederdiser-nigün ol kafiranı. Netice-i kelam, sözü ne uzatalım.. Kafir leşinden tepeler oldu. Kelle dersen bostan kezimi gbi ayaklar altında kaldı. Kulak, tırnak, parmak dülger yongası gibi uçup tozardı. Kafirin başına kıyametler koptu. Gayri kafirler gazilerin darbesine takat getiremeyip kıçınlamaya başladılar. Amma gazilerin dahi yarısından çoğu tozup cennet-i a'lada makamlarını buldular. Beş on bin mücahitten üç dört bin eli ayağı tutar sağ kalmadı. Kalanlarında çoğu ölümlük ağır yaralı idi. Çünkü bize yardıma gelen kimse yoktu. Tunus askeri Arapla karışık uzakta durmuş seyrederlerdi. Amma küffar askerenin ardı boş kalmaz, Yeniden yeniye yardım gelip dururdu. Bizim asker kafire göre az idi. Yine öyle az iken, kafirlerin başına başına geniş dünyayı dar ederlerdi. Hatta kafirler bile, hakkımızı yitirmeyip: "Bu ne sultat, bu ne kumandan!"Diye takdir ederlerdi. Tunus askerini ise maskaralığa alırlardı. Hem o gün hava gayet ıssı idi.  Cenk bir yana susuzluk bir yana kafirlerin tab ü tüvanları kesilip geriye doğru çekilip gitmeye başladılar.

 

 

 

 

 

Tunus'u Terk

 

 


O sırada bir de baktık ki şehirden yana bir velveledir kopar.  Meğer şehir ahalisi kendi aralarında: "Kafirler çoktur.  Hayreddin Paşa yalnız başına bu kafirlerin hakkından gelemez.  Tunus yine eski Beyin eline geçerse: Niçin bana yardım etmediniz,  diye belki bizi incitir.  En iyisi,  biz ehlimizi iyalimizi,  oğlumuzu uşağımızı alıp sahraya doğru gidelim.  Biz reayayız.  Sonra her kangısı galip olursa yine reayalığımız elde bir. " Diye konuşup,  bu kavl ü karar üzerine kaçmaya yüz tutmuşlar.

 

 


Gaziler: "Varıp önlerini çevirelim. " Dedilerse de,  gözlerimden yaşlar akıtarak. "Onlarda hayır kalmadı.  Şimden sonra biz de başımıza bakalım.  Allah'ın takdiri böyle imiş.  İki yüzlü münafık sözüne itimat edenin hali bu olur. " Dedim. Gazilerle vedalaşıp gece karanlığında yabca yabca dağılmalarını söyledim.  Akşam ile yatsı arası elli altmış kadar yar-ı kafadar alıp uğrun kapıdan girip hazineye gittim. Bahada ağır,  götürmede hafif ne kadar cevher varsa alıp doldurduk.  Hemen salt benim elimde hiç yoksa bir milyon akçelik cevher vardı. Gece yarısından sonra yola çıkıp sahrayı tuttuk. Sabah olunca bizden kimseyi göremediler.  O zaman eski Tunus Beyi münafık at boynuna düşüp karındaşlığı İspanya Kralı'na müjde eyledi. "Devletü Kral düşmanımız Barbaroşo bu gece firar eylemiş. Acaba ardından asker gönderelim mi, ne dersiniz?" Dedi. İspanya Kralı: "Bizden kaçanı koğmak yoktur. Varsın hoşca gitsin. Keşke daha önce gideydi. " Cevabını verdi. Tunus Beyi yine evvelki gibi yerine oturup hükmet etmeye başladı. Dahilve hariçte oturan herkesgelip, mübarek olsun, dediler. İspanya Kralı'na senede yüz bin kile buğday, beş bin kantar zeytinyağı, beyyüz sığır, bin koyun vermek üzerekavil eylediler.
İspanya Kralı ise bir ay kadar Tunus'da eğlenip, sonra çekilip vilayetine gitti.

 


"Yüreğim Ona Yanar ki.. "

 

 

 


Tunus'u gece yarısından sonra terkedip elli altmış gazi ile karadan düşe kalka Unnab'a geldim. Burada bulunan yirmi pare teknenin reisleri ve gazileri karşı çıkıp: "Hoş geldiniz, safa geldiniz!" Diye izzet ü ikram eylediler. Unnab ahalisi de yer yer gelip, bağlılıklarını bildirdiler. "Ey mübarek Paşmız, teşrifinizle beldemiz şeref buldu. " Diye tazim ve ikram gösterdiler. Konak döşeyip, konağa hediye ve peşkeşten girilmez oldu. Hatırımı teselli edip: "Hemen sen sağ ol devletlü Paşa, giden Tunus olsun. Senin mübarek başın seksenbin Tunus eder. " Derler idi.

 

 
 


Onlara: "Sizin Tunus dediğinizde benim gözüm yoktur, aklıma da gemez. Ancak bizim yolumuzda bu kadar ümmet-i Muhammet-i telef oldu, yüreğim ona yanar. " Diye cevap verirdim.

 


Büyük Kan Köpoğlu

 

 

 


Teknelerin hakkına düşen ganimet malından yüz yirmi kese akçayı da getirip teslim eylediler. O kışı Unnab beldesinde geçirdik.  Tunus'da olanları gereği gibi yazdırıp cezayir'e bildirdim. Baharda tekneleri yağlayıp,  yirmi pare tekne ile yine bir mübarek saatte Unnab'dan çıkıp İspanya yakasına gazaya doğrulduk. İspanya kostalarını sıyırtarak Sette boğazına gittik.  Güzel günlere raslayıp boğazdan taşra çıktık.  Faro önlerinde gezinirken direksiz bir gemiye rasladık. Yetmiş altı pare top çeker idi.  Meğer İspanyolun Hint gemilerinden imiş.  Büyük bir fırtınaya tutulduklarından ayakdaşlarından ayrılmış.  Direkleri kırılmış ve üçyüz kafirinden elli kafir sağ kalmamış.  Hep hastalıktan ölmüşler.

 

 


Hemen gemiyi alıp zabt eyledik.  İçinden otuzaltı bin,  sikke vurulmamış riyal ile üç kantar tibir çıktı.  O kadar Hint malı vardı ki ancak olur.  Ömrümde bu kadar kolay alınan ve bu kadar zengin olan ganimet görmedim. İçinden bir de ailesiyle beraber olmak üzere asilzade kafiri çıktı.  Gayet büyük kan köpoğlu mel'un kafir idi. Tekneyi batırmamız lazımdı.  Toplarını da alacak yerimiz yoktu.  Halbuki çok güzel bir gemi idi.  Topları ise yarı tunç yarı demir yarar şeylerdi.  Batırmaya kıyamadım. Etraftaki adalardan elden geldiği kadar direk seren yelken temin edip,  yapıp,  her şeyini yerli yerine koyduk.

 

 


Cenab-ı Hakk'a dua ettim: "Yarabbi,  şu sefine-i ganimeti selametle Cezayir'e götürmükliğimizi sen nasib eyle!"Diye tazarruda bulundum. Tekneyi yedeğe bağlayıp Cezayir'e doğru yola çıktık. Cenab-ı Hak yardım eyledi,  sanki mübarek Nil'de gidercesine dokuzuncu günü şenlik şadımanlık ederek Cezayir'e gelip dahil olduk. Yerime vekil bıraktığım Hasan Ağa,  gaziler bütün ahali,  şehrin alimleri ve salihleri bize karşı çıkıp yalıya döküldüler.

 

 
 


Fevc fevc gelip: "Hoş geldiniz,  safa geldiniz,  devletlü Paşa baba! Gazanız mübarek olsun.  Elhamdülillah,  yine dünya gözü ile mübarek cemalini gördük. " Diye mesrur oldular. Taşrada olan şeyhler,  kabile reisleri ve öteki reaya her biri yeşil bayrakla gelip yüz sürdüler. "Hoş geldiniz. " Dediler.

 

 
 
 


Cezayir'e geldiğimizin onuncu günü yalıya indim.  Aktarmayı boşaltıp,  topları dışarı çıkarttırdım.  İki forma on ikişer ve on sekizer hırtal olmak üzere güya balmumundan dökülmüş gibi tunç toplardı.  Çıkarıp burçlara kodurdum. Gemi dersen on üç alabanda idi. Bu ilk seferi imiş. Yepyeni öyle bir güzel tekne idi ki, resmini yapmakta belki Behzad aciz kalırdı. Gemiye aşık-ı üftade oldum. Yeni direkler diktirip gemiyi donattım. Tuti kuşuna döndü.  Ganimeti satıp savıp karındaşlar gibi paylaştırdım.

 

 
 


"Yarın Barbaroşo'yu Yakacağız"

 
 

 

 

 
 
 


İspanya Kralı Tunus üzerine gelip bizimle cenge tutuştuğunda, kafir yakasında bir söylentidir çıkmış. "Barbaroşo, İspanya Kralı'nın başını kesip hristiyanlara galip olmuş. " Diye, çarşılarda söylenip destan olmuş. Müslüman esirler de ferah bulup sevinmişler. Mayorka Kaptanı bir mel'un şeytan kafir idi. Ortalıkta Kral hakkında dolaşan kara haberi bir hilebazlık ile ortadan kaldırıp, halk arasında söylenmesin istedi.  Bunun içinkendi sarayının meydan yerine dört direk diktirip hazır eyledi. Sonra bir zift fıçısının üzerine ölüme mahkum bir kafiri getirip bağladılar. Üzerine bir dolama giydirip başına bir tülbent sarık sardılar.

Sonra tellallar çıkarıp bağırttı ki: "Ey hristiyanlar!Malumunuz olsun ki, İspanya Kralı azizlerin himmeti ile Tunus'u almışlar. Hristiyan düşmanı olan Barbaroşo'yu da dipdiri tutup bu tarafa göndermiştik. Biz dahi yarın ibret-i alem için Barbaroşo'yu ateşe yaksak gerek!Devletlü Kralımızın fermanı böyledir. Her kim ki Barbaroşo'yu ne şekil adamdır deyu görmek isterse, gelsin yarın seyr ü temaşa kılıp, devletlü Kralımızın devam-ı devletine dualar eylesin!"

 

 
 


Sahte Hayreddin Paşa'nın Yakılması

 
 

 

 

 
 
 

 

 

 
 
 

Kafirler bunu gerçek sanıp ol gece yemeler içmeler festeler ettiler. Sabah oldukta ölüsü dirisine binip,  hastası dahi arabaya binip,  topalı sakatı dahi koltuk asasına binip,  elhasıl beşikte olan çocuklara varıncaya kadar hepsi bizim yakılışımızı seyr edip sıhhat bulmak için görmeye gittiler.
O gün zindanda olan Müslüman esirleri de koyverdiler ki,  onlar da Barbaroşo'yu görüp yürekleri yansın.  Bu derdmend Müslüman esirler ise evvelden bizi görmediklerinden gerçekten Hayreddin Paşa'dır,  deyu feryad edip ağlaşırlar,  derd-i hicranla yüreklerini dağlayıp: "Eyvah Hayreddin Paşa,  namın gaza ve cihadla,  bir zaman yedi iklim dört köşeyi tutup,  ism-i pakin anıldığı yerde kafirler sıtma tutmuş gibi titrerlerdi! Şimdi kafir eline mi düştün? Ölümün böyle mi olacaktı? Hoş,  hüküm Allah'ındır.  Ve şüphesiz sen yüce bir şehit olacaksın.  Amma biz ümit ederdik,  Allah sana uzun ömür versin de,  senin sayende kafir yakasında bir esir kalmayıp,  hepsi İslam ülkelerine kavuşsunlar diye beklerdik.  Meğer kul dediği olmaz,  Allah dediği olurmuş,  Keşki hepimiz öleydik de seni bu halde görmeyeydik. " Diye zarı zarı ah çekerlerdi.

 

 
 
 


Elleri ile gözlerini kapayıp: "Tek bari gözümüz seni bu halde görmesin!" Derler,  bizim için ye's ü matem ederlerdi. Kafirler ise müslüman esirlerin ızdırapları ile alay ederek gülüşür,  maskaralığa alırlardı. "Gördünüz mü! Sizin Barbaroşo'nuzu bizim azizler ne hale kodular.  İşte hristiyanlara düşmanlık edenin hali budur. " Diye serzeniş ederlerdi.  Esirler ise kalplerinden söver sabredip susarlardı.  Neylesinler,  hüküm galibindir.  Bu hal zor haldir.  Müslüman esirler de: "Allah sabredenlerle beraberdir. " Deyip,  kazaya rıza ettiler.  Daha sonra kafirler!" "Viva İspanya!" Dayip sahte Barbaroşo'yu ateşe verdiler.  Cayır cayır yanıp kül oldu. 

 

 
 
 
 

 

 

 
 
 
 

Kafirler: "Barbaroşo'nun şerrinden kurtulduk!" Diye domuzlar kurban ettiler.  Müslüman esirler ise melul mahzun zindana gittiler. Zavallılar ne bilsinler ki bunlar olup dururken Hayrettin Paşa'ları Cezayir'de zevk ü safa sürmekte idi.. 

 

 
 
 
 

 

 

 
 
 
 

Yedi Yüz Yoldaşın Kurtuluşu

 

 
 
 
 


Ben ise o günlerde,  çok sevdiğim tekneme,  yeni aldığımız İspanya gemisini donatmakla meşgul idim.  Tekneyi on üç alabanda olmak üzere donatıp yağlattım.  O gemi ile varıp bir sefer vermeyi murad ettim.  Ayrıca yirmi tekne daha hazır eyledik.  Mübarek bir saatte gazaya teveccüh edip sefere çıktık.  Benim yeni teknem,  evvelden yürüklüğü meşhur teknelerin yanında iki gabya ile giderdi.  Ben de bu hali görünce karış karış yağ bağlar idim.  Porta Magon üzerine vardık.  Gör hikmeti kim,  Porta Magon limanında on iki adet barça var imiş.  Altısı İspanyol dahi Mayorkin gemisi idi.  Bunlar Tunus'un kafirler tarafından elimden alınmasında orada idiler.  Tunus'u alıp da Bey'e teslim ettiklerinde,  benim adamlarımdan esir eylediklerini bu oniki barçaya koymuşlar imiş,  şimdi esir düşen bu yoldaşlarımızı İspanya'ya götürmekte imişler.  Havalar muhalif olduğundan gelip Porta Magon'a girmiş,  burada eğlenip kalmışlar.  Bizim Porta Magon'a doğru gelişimizden bir gün önce bu oniki pare tekne çıkıp gitmişler.  Ertesi sabah kuşluk vaktinde bizimle rastlaşırlar.  Allah'ın yardımı ile onikisini de aman zaman vermeyip aldık.  Bir de baktık ki Tunus'ta esir olup kalan yoldaşlarımız içlerinde değilmi! Hepsi yedi yüz esir idi.  Tacımı göklere atıp secde-i şükürlere kapandım.  "Yarab! Şükürler olsun,  lütfuna keremine!" Deyip hamd ü senalar edip,  kurbanlar adadım.  Ben bu adamlar için gece gündüz ağlar: "Bu kadar ümmet-i Muhammed bizimle beraber,  kimi telef kimi esir oldular. " Der idim.  Eğer bütün kafir yakasını feth eylese idim,  bunları kurtardığımız zaman duyduğum süruru duymazdım.  Esirler dahi her yerden gelip,  bana buluşup: "Gazan mübarek olsun.  Şükür bu deme. " Dediler. 

 

 
 
 
 


Ol gün deryanın üzerine Nevruz bayramı edip,  ta'amlar pişirip,  büyük ziyafet yaptık.  Yiyip içip zevk ü safalar eyledik.  Sabah oldukta bocalayıp şenlik şadımanlık ederek selamet ve ganimetlerle Cezayir'e geldik.  Cezayir'in büyüğü küçüğü karşılamaya çıkıp: "Gazan mübarek olsun!" Diye alkışladılar.  Kurtardığımız yedi yüz esirin hepsini ulufeye yazıp silah,  pusat,  esvap,  harçlık verip izzet ü ikram ile ağırladım.  Ganimet malından da hepsine birer pay verdim.  Böylece herkes zevk ü safasında oldu. 

 

 
 
 


Mel'un Kaptan'ın İnadı

 
 
 

 

 

 
 
 
 


Porta Magon limanı açıklarında vurup aldığımız on iki barçanın yanında bir de Mayorkin korsan tenesi var idi.  Hem bize uzak olduğundan hemde yürük olduğunda kaçıp kurtulmuştu. Amma on iki barçanın alındığını da gözü ile görmüştü.  Kaçarak varıp Mayorka limanına girdi,  ahvali haber verdi.  O zaman Mayorka'nın içinden bir hayhuy ü feryattır koptu.  Çünkü esir olan teknelerin altı tanesi Mayorkin olduğundan,  kimisinin babası ve kimisinin hısım ve akrabası hep esir olmuşlardı.  Kafirler ve kafirler köpek gibi uluyarak, feryad ü figan ederek,  yüzlerini gözlerini yırtarak başlarına ateş yaparak,  güya bizi yaktıkları yere topladılar.  Burada o hileyi düzen Mayorka Kaptanı'nın ağzına yüzüne sögüp melamet eylediler: "Cümleniz varır seni Krala şikayet ederiz.  Barbaroşo taşrada analar ağlamakta,  yürekler yanmakta,  sen burada bize santeden Barbaroşo yapıp yakarsın.  Bütün hristiyanları maskara edersin. " Diye bağırıp çağırdılar.  Amma ol şeytan herif,  inat edip ayak dayadı: "Barbaroşo'yu biz ateşe yaktık.  Denizde Barbaroşo'dan gari korsan gezdirmez misiniz?" Derdi. 

 

 
 
 
 
 


Sonunda Mayorkin teknesinin reisini çağırıp sual ettiler.  O zaman mel'unların yüzleri kara olup,  yalanları gün gibi meydana çıktı.  Şimdi Müslüman esirler ferah bulup: "Hayreddin Paşa sağ salim imiş!" Deyu düğün bayram eylediler. 

 

 
 
 
 
 

 

 

 
 
 
 
 

Kralın Günahını Tazelendirmesi

 

 
 
 
 
 


İspanya Kralı'nın har sene Rumpapa'ya gikmek adeti idi.  Hem hava alır,  hem de günahını tazelendirirdi.  Bu sene de kendi kuruntusunca: "Tunus'u alıp Barbaroşo'yu kaçırdım. " Deyu gururu pek ziyade artıp: "Her şey bana layıktır!" Diyerek,  bu ümit ile Papa'ya vardı. Ayin-i batılları üzere Papa'nın hadiye ve peşkeşlerini gönderdi.  Üçüncü gün kendisi de altın ile süslenmiş arabasına binip Papa'nın huzuruna vardı.  Bir milyon safi dublin olmak üzere beraber götürüp Papa'ynın baş patriki olan ruhbana bir yıllık günahını çıkarmak karşılığı olarak verdi. Patrik dahi yüzbin naz ü na'im ve imtihan ile zahmetler çekip güç bela ile: "Bir yıllık günahın affolmuştur. " Diye eline tezkere vedi.  Ondan sonra oturup hal hatır soruşturdular.  Tamam keyifleri olunca meclis kıvamını buldukta İspanya Kralı ayağa kalkıp kendi bozuk zanlarınca,  din ulusu sandıkları yalancı mel'unun tazim ile elini öptü. 

 

 
 
 
 
 


Papa: "Bir şeymi diyeceksin?" Dedikte,  Kral: "Sultanım,  azizlerin ve siz din ulumuzun himmeti ile,  silah zoruyla Tunus'u alıp hristiyan düşmanı olan Barbaroşo'yu pabuçsuz kaçırdi.  Kaybolup gitti.  Artık adı sanı alınacak hali kalmadı.  Şimdi hristiyan duacıları rahatlıkla,  korkusuz gelmelerinde gitmelerinde olurlar.  Hatta bir rivayate göre Mayorkin korsanları Barbaroşo'yu alıpMayorka'da ateşe yakmışlar derler.  Eğer öyle ise dahi güzel.  Amma henüz doğru bir haber yoktur.  Bolaykim gerçek olaydı" Dedikten sonra: "Eğer makul ise Nuşirevan koronası ben kulunuza ihsan oluna. " Dedi.  Papa dahi eyitti: "Bana yüce efendimizin tenbihi böyledir ki: Her kim Barbaroşo'yu Tunus'tan papuçsuz kaçırmasına,  hakikaten kaçırmışsın. Amma senin elinde helak olmamış,  zaten helak olup olmadığı da belli değil.  Lakin bunun usulü şudur ki: Sen bana üç gün mühlet ver.  Ben hücremde yalnız kalır halvet olurum.  O üç gün içinde bana nasıl emirler gelirse ona göre iş  işleriz. "

 

 
 
 
 


"Barbaroşo Oralığa Kan Ağlatıyor"

 
 
 
 

 

 

 
 
 
 
 

 

 

 
 
 
 
 

İspanya Kralı buna razı olup,  yalancı herifin poh yemelerini bekleyip durdu.  Sabahleyin ise Mayorka adasından şikayetçiler gelip,  Mayorka Kaptanından gerek Papa'ya gerek İspanya Kralı'na şikayet ettiler.  "Bize şöyle düzen etti,  güya siz Kralımız Barbaroşo'yu Tunus'ta ele geçirip tutup,  eli bağlı sinesi dağlı olmak üzere Mayorka'ya göndermişsiniz.  Ve ferman eylemişsiniz ki: Bu hristiyan düşmanı Barbaroşoyu ibret-i alem için ateşe vurasın ve Mayorka içinde tellallar bağırtıp,  her kim ki Barbaroşo'yu görmedi ise gelsin görsün,  Kralımızın devam-ı devletine dualar eylesin,  deyesin.  Biz de bunlar gerçek sanıp sevindik.  Bütün Mayorka ahalisi gelipdarağacının altında,  Barbaroşo'yu ne şekil yakacaklar diye seyr eyledi.  Ve Borbaroşo'nun şerrinden hristiyanlar kurtuldu diye ferahladık.  Meğer onun ateşe yaktığı bir ölme mahkum olmuş hristiyan imiş.  Müslüman urbasına koyup,  başına tülbent sarık sarıp,  güya Barbaroşo'dur diye ateşe yakıp külünü göğe savurdular.  Herkes ferahlayıp yerli yerine gitti. Arası üç gün geçmeden Barbaroşo'nun Porta Magon'dan çıkmış oniki pare barçayı aldığı haberi geldi.  Bunların altısı İspanyol altısı Mayorkin gemileri idi.  Barbaroşo bunları alıp içindeki,  Tunus'dan alınan yedi yüz Müslüman esiri de kurtarıp Cezayir'e götürdü. " Dediler. 

 

 
 
 
 
 


İspanya donanmasından aldığımız tekneyi de anlatıp: "Barbaroşo şimdi sizin Hint gemilerinden filan tekneyi kendinekapudane gemisi etmiş.  Bu gemiye ilk seferi olmak üzere filan Hint Paşadoru ehliyle ayaliyle binip gelirken fırtınadan direkleri düşüp Faro önünde kalmış.  Barbaroşo ise yirmi pare forsa çektiri ile rast gelip kolayca alarak Cezayir'e götürmüş.  Bu geminin içinde otuz altı bin tapa vurulmadık riyal ile üç kantar tibir varmış ve öyle yürük gemi imiş kiuçan kuşa hükmedermiş,  derler.  Yanında ayakdaş olan baş açık tekneleri ile gabya ile geçermiş,  derler.  İlk seferinde işte oniki adet parçayı alıp,  kendi adamlarından yediyüz esiri kurtarmış.  Elhasıl devletlü Kralımız, Barbaroşo görürüz ki evvelkinden kuvvetli olmuştur. Kendisi ol Hint gemisine binip yanında yirmi otuz pare yürük forsa galereler olmak üzere ortalığa kan ağlatıp gezmektir.  Sana olduğu gibi ifade eyledik makul olanı sen devletlü Kralımız bilirsin. "Dediklerinde,  Kral kafir iken mecusi olup saçın sakalın yolmaya: Eyvah! Biz yine Barbaroşo'ya birşey etmişiz.  Şimdi o Hint gemisinden esir aldığı Paşayı dünya dolusu akçeye vermez. " Diye ağlamaya başladı.  Hilebaz Mayorka Kaptanı'nı hapse atıp yerine başka kaptan gönderdi. 

 

 
 
 
 
 


Yalancı Kral

 
 
 
 
 

 

 

 
 
 
 
 
 


Papa ise ol korona hususu için Kral'a üç gün vade verip hücresinde halvete girmişti.  Burada güya azizler kendisine ne deyip ne poh yerlerse ona göre amel edeceklerdi.  Bu geçen ahval kendisine haber verilince İspanya Kralı'nı çağırdı: "Sen benden korona istersin.  İşte senin için üç gün halvet olup efendimize yalvardım.  İspanya Kralı kulunuz yine Krallar içinde büyük kandır,  korona ona layıktır,  diyecek oldum.  Bana bir azar bastı ki,  nereden geldiğini bilmedim.

 

 
 
 
 
 

 

 
 
 
 
 
 

 

Bana dedi ki: "Evvela Krallara yalan söylemek düşmez.  Barbaroşo'yu Tunus'tan pabuçsuz kaçırdım,  Mayorka'da ateşe yakmışlar diye,  Mayorka zabiti gibi o da yalancılığa mı başladı? Barbaroşo Tunus'un hazinesini boşaltıp,  adamlar gibi başın alıp gitti.  Yerinde başını kurtarmak da erlikten sayılır.  Şimdi evvelkinden ziyade ortalığı yakıp yandırmaktır.  Şimdi sen ona söyle ki,  eğer korona ister ise,  varsın Barbaroşo'nun başını kesip,  dahi Cezayir'i alsın.  O zaman sözümüz yoktur.  Korona ona sıhhatler olsun.  Yoksa kuru laf ile biz adama korona demeyiz.  "İşte böyle kat'i kelam eyledi.  Ona göre var başının tedarikini gör" Dedi.  Bu sözleri yalancı papazlar hep kendileri düzüp,  "Efendimiz şöyle poh yedi. " Diye ahmak kafirleri saptırır,  cehennem yoluna gönderirlerdi.  Bunun üzerine İspanya Kralı,  başı aşağı olup hüsran içinde vilayetine çekilip gitti.
  • Burdasin: Ana Sayfa
    Bugün: 138
    Tıklama: 293
    Çevrimiçi:
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=