osmanli devleti derin tarihi,osmanli korsanlari,osmanli valide sultanlari,unlu turk denizcileri,osmanlida denizcilik osmanli sultanlari ile ilgili hersey,osmanli derin gecmisi,savaslari,osmanli kronolijisi,osmanli tarihi,harem entrikalari,osmanli ansiklopedisi,anadolu selcuklu devleti,osmanli devleti tanitim sitesi


Osmanli Bizim Çektiğimiz Videolar

osmanli-devleti1299 | Osmanli Devleti | osmanli padisahlari | osmanli vezirleri | Osmanli Ansiklopedi Bilgileri

baskin basanindir




 

 

Kafirler kırk pare mükemmel kadırgalar donatıp önce Halk-ul Vad altına baş vurdular. Amma benim bu hazırlıklarından haberim vardı. Tehlikeli yerleri hep evvelinden hazır müheyya eylemiş idim. Kafirler hiç bir şey yapamayıp gerisin geri husran içinde çekip gittiler.  Ümmet-i Muhammed bize azim hayır dualar edip:

— Allahu teala senin eksikliğini bize göster mesin! Dediler.  Gayet ferasetle hareket etmiş idik. Kafirlerin de kalbine Hakk'ın inayeti ile ziyadesiyle korku düşmüştü.  Ağlayan ufak çocuklarını:

 

 
 
 


— Hızır Reis geliyor! Şimdi seni yer.  Diye korkuturlardı.  Bu seferde kırk pare kadırgenın Halk-ul Vad altına varıp baş vurup, bir poh yemeyip hüsranla dönüp gittikleri kafir yakasında duyulunca, ye's ü mateme gark oldular.

— Gök tanrısı bunlara yardım eder. İmdi azizler hristiyanlardan yüz çevirmişe benzerler.  Diye beş altı yüz domuz kurban edip azizlerin habis ruhları için kliselerine üleştiler.

 

 
 
 


Papazların Kafirleri Kandırıp, 

 

 
 
 

Üzerimize Göndermesi

 

 
 
 

 

 

 
 
 

Hediyeleri ve kurban edilen domuzları alan yalancı papzlar, kafirlere:

— Size müjdeler olsun ki, azizlerin ruhlarına sadaka için eyeldikleriniz azim makbule geçti: O hıristiyanlarda hatırımız kalmş da yardımı onlardan kesip, kafirlere vermiş idik. Amma şimdi bizi ululayıp, papazlarımızın hatırlarını yaptılar, gönlümüz hoş oldu.  Artık haydutlar münhezim olacaklardır. O kırk pare takım kadırga takımlarını bozmatıp, varsınlar. O diyavolo Hızır Reis'in karındaşı Oruç Reis'in elinden Cezayir'i alsınlar. Pazar yerinde kılıçtan geçirilen hristiyanların kanlarını ödetsinler. Artık bu senenin fırsatını hristiyanlara verdik, diyerek, şeytan papazlar sahteden bir de kağıt uydurdular.  Bu kağıdın sUretini ispanda edip, güya

— İşte bu mübarek kağıdı da azizler verdiler deyu, vilayet vilayet dolaştırıp, kafirleri ayaklandırdılar.

 

 
 
 


Kafir Ceneral'in Sevinmesi

 

 
 
 

 

 

 
 
 

Mel'un-u ebediler de buna pek sevinip: "Gayri haydutların naturası döndü, devran bizimdir. Bu işi te'hir etmeyelim. " Deyu, hemen telaşla donanmaya haber uçurdular. Haberci donanmayı bulup Kral'ın namesini Ceneral'e verdi. Ceneral de divan toplayıp okuttu. Name şöyle idi: "Namem sana her kande ki yetişir ise, iki bir etmeyip, varıp Cezayir'i Oruç Reis'in elinden kahren ve cebren alıp, hristiyanların hakkın alasın. Sakınıp elem çekmeyesin. Azizler fırsatı hristiyanlara vermişlerdir. Sizin Halk-ul Vad altına varıp o diyavolo Hızır'a zafer bulamayışınızın sebebi, azizlerin bizlere bir miktar hatırları kırıldığı içinmiş. Hele şimdi kemal mertebe hatırlarını aldığımızdan suçumuzu affeyleyip, fırsatı bizlere vermişlerdir. Göreyim sizi adam gibi hareket edesiniz. "

 

 
 
 


Bu nameyi alan Ceneral çok sevinip, cevabını yazıp: "Başım üzre tapun her ne ki ferman buyurur, "Kul ne tutmaya ki anı Sultan buyurur" Dedikleri gibi, Kral'a haber yollayıp, kendileri kırk pare kadırga olamk üzere Cezayir'e gelip lenger-endaz olup yattılar. Oruç Reis gayret-i hamiyyet kuşağını kuşanıp, başını sabaha kadar secdeden kaldırmadı. Huda-yı perverdigardan medet talep edip: "Allah'ım müslümanları kafirlere karşı kavi eyle!" Deyip ağladı. Gazilerin hazır müheyya olması Sabah olup, güneş baş gösterip, nuruyla alemi rüşen eyleyip, deryalara ışıklarını döktüğü vakit, gaziler pak abdest alıp, temiz olmak üzere: "Kafir üzerine gazaya niyet ettim. " Deyip, her birisi silah sandıklarını önlerine çekip, harp aletlerini hazır eylediler. Sinelerini zırhlarla örtüp güya ki hemen yedi başlı ejderhaya döndüler. Burç ü baru üzerine bayraklarını dikip, toplarını atıp, hazır müheyya oldular ve Cenab-ı Hak'tan yardım duası ile meşgul bulundular. Cümlesi beş altı bin İsla askeri idi. Kafirler ise: "Müslümanlarda bir şey yoktur. " Diye, kadırgalardan karaya sekiz on bin asker döktüler. Oruç Reis ise gece gazilerle meşveret edip dedi ki: "Üç bin gazi kalede kalacak ve üç bin gazi ise gece yarısından sonra benimle çıkıp dağ yoluna gidecek. Hakk'ın inayetiyle sabahleyin varıp kafirlere baskın ederiz. İş odur. İnşallahu Teala bir nam koyalım ki, kıyamete kadar dillerde yad olmamıza vesile ola!" Gazilerin hepsi: "Baş üstüne!" Deyip, Oruç Reis'in tedbirini ahsen gördüler. Hemen gece yarısından sonra gizli kapıyı açıp, üç bin gazi mücahit yiğitler çıkıp dağ yolunu tuttular. Yab yab kafirlere doğru ekilip gittiler.

 

 
 
 

 

 

 
 
 

Baskın!

 

 
 
 

 

 

 
 
 

Kafirler ise bu sırada karaya çıktıklarına bin peşiman olmuşlar idi. Ol gece Hak tarafından kafirlerin başına bir zulmet çöktü. Karanlık bir yağmur, ardından da kaz yumurtası kadar dolu yağdı. Kafirler sudan çıkmış tavuğa dönüp, gözü beyni şaşırıp, kendi başlarının kaygusuna düştüler. Azizlerin yüzüne gözüne söğüp: "Bize vadettikleri yardım bu mudur?" Deyu birbirleriyle hırıldaşıp dururken başlarında Oruç Reis ile üç bin yiğit dilaver, kaza-yı asumani gibi, gafil kafirlere bir tüfenk alabandası vurdular. Ondan sonra da,  dalkılıç olup hücum eylediler. Bi-avni Huda ve mu'cizat-ı Mustafa kırmağa başladılar. Kafirler de şaşırıp birbirlerine düşüp birbirin kırar oldular. Oruç Reis ise yüksek sesle, yirmi otuz bin askere kumanda eder gibi: "Sağ kol!Sol kol!Orta kol!" Diye emrler verir, düşmana korku salardı. Kafire öyle kılıç döşettiler ki ancak olur.

 

 
 
 

 

 

 
 
 

Papazların Yüzü Kara Olması

 

 
 
 


Sabah olunca, kalede kalan gaziler baktılar ki, gece baskına giden karındaşları gaziler, kafirleri önlerine katmışlar sandallarına doğru sürüp götürürler. "Elhamdülillah, İslam askeri zaferdedir. " Deyu, onlar dahi mesrur oldular. Bir iki bin kadar da onlardan kuşanıp karındaşlarına yardıma geldiler. Cezayir Arapları ise: "Mücahit efendilerimiz bizden ötürü baş verip baş alırlar. Ya biz ne günümüze dururz?" Deyu, salan salanın olup, neticede kafirler münhezim oldular. Kırılan kırıldı, sağ kalanlar esir edildiler. Esir olan ikibin yediyüz kafir idi. Geri kalan hep kılıçtan geçti. Gazilerden de iki üç yüz kadarı şehit düştü. Hepsini defn ettiler. Rahmetullahi aleyhim ecmain. Kafirlerin ise: "Azizlerin yardımı bu mu idi. " Deyu, onlar dahi mesrur oldular. Bir iki bin kadar da onlardan kuşanıp karındaşlarına yardıma geldiler. Cezayir Arapları ise: "Mücahit efendilerimiz bizden ötürü baş verip baş alırlar. Ya biz ne günümüze dururuz?" Deyu, salan slanın olup, neticede kafirler münhezim oldular. Kırılan kırıldı, sağ kalanlar esir edildiler. Esir olan ikibin yediyüz kadarı şehit düştü. Hepsini defn ettiler. Rahmetullahi aleyhim ecmain. Kafirler ise: "Azizlerin yardımı bu mu idi. " Deyu başları aşağı oldu, yalancı papazların ise "Talih hristiyanların!" demelerinden yüzleri kara oldu. Allah dünyada ve ahirette yüzlerini kara eyleye, amin.

 

 
 
 


Cezayir'i müslümanların elinden geri almaya giden kırk kadırga dolusu kafirin kırılıp esir edildiği, kafir yakasından haber alınınca, azim ye's ü matem edip, başları aşağı oldu. Hak Teala hüzünlerini daime ziyade eyleyse, asakir-i İslam karındaşlarımızı üzerlerine mansur eyleye, amin.

 

 
 
 


Kafir Yakasına Sıyırdarak Cezayir'e Gidilmesi

 

 
 
 


Cezayir'de olanları, ağam Druç Reis bir mektub yazarak olduğu gibi bildirdi. Ben dahi on pare tekne ile hazır olarak sefere gitmek üzere idim. Karındaşım İshak da beraber idi. "Tunus'a bir daha dönmeyip, varıp Cezayir'de kalalım. " Diye meylimiz vardı.  Oruç Reis'in mektubu da gelince, meylimiz ziyade oldu. Zafere çok mesrur olduk. Kuvvet ve nusret ihsan eyleyen Huda-yı perverdigara hamd ü senalar eyledik. Bir mübarek saatte Tunus'tan kalkıp, uygun günler sürüp, kafir yakasını sıyırdarak, kafirlerin ciğer kanların kurudarak yürüdük. On dört barça ile iki perkende korsan teknesi aldık. Barçaların yükleri, kimi barut, kimi kurşun, kimi kereste, kimi katran, kimi zeytinyağı, kimi pirinç, kimi buğday, elhasıl herşey vardı. Barçaların içindeki kafirler hep kaçmışlar idi. Fakat perkendenin kafirlerini esir aldık. Seferirimizin yirmi dokuzuncu günü selamet ve ganimetlerle Cicel limanına dahil olduk. Münafık Arap şeyhinin basılması Cicel kavminin büyükleri, a'lası ednası, şeyhleri murabıtları varıp: "Ey Reis-ül mücahidin, hoş geldin, safa geldin!Elhamdülillah yine mübarek ayağınızla beldemiz şeref buldu. Hak Teala uzun ömür ile sizi muammer eyleye. Kullarına siz gibi serverlerin eksikliğini göstermesin ve din düşmanlarına karada ve her nerde ki varsanız, kılıcınız altında makhur ve perişan olsunlar!" Deyu vafir dualar eylediler. Cicel'de buğday kıtlığı vardı. Buğday yüklü barçalardan birini hep fukaraya üleştirip tasadduk ettim.

 

 
 
 


Oruç Reis'e Cicel'e geldiğimizi bildirdikten sonra, beş yüz yiğit gazi yoldaş ile dağa çıktım. Oruç Reis'in bildirdiği münafık bedevi şeyhini bastırdım. Meğer ol müfsid Arap, o tarafta olan halktan bu kadar şey alıp, gazilere bir habbe vermezdi. Onu tutup başını kestirdim. Ne kadar malı varsa kabz ettim. Yerine bir başka şeyh diktim. Becaye kalesinin kafir beyine eskiden verdiklerinin yarısını vermek üzere ahd ü eman yazdık. Böylece oralara nizam ve intizam verdik. Oradan geriye selamet ve ganimetlerle Cicel'e geldik. Burada on gün istirahat ettik. Oruç Reis'in teknesini de denize atıp, kalafat edip, yağlattım. Kendi teknelerimizi de hazır ettik. Cicel kalesinin müslümaanları ile vedalaşıp, mübarek bir saatte çıkıp, on bir pare kendi teknelerimiz, on pare barça ve iki pare korsen perkendesi ile Cezayir'e yollandık. On iki barçanın biri boş olduğundan ötekinin de buğdayını fukaraya dağıtıp boşalttığımızdan, bu ikisini kırmıştık.

 

 
 
 


İbadet ü Taat ve Zevk ü Safada Olunması

 

 
 
 

 

 

 
 
 

Elhasıl Cezayir limanına öyle bir şenlik şadımanlık ile girdik ki, adanın burcunda olan kafirlerin yüreklerinden kan çekilip: "Belanın biri yetmez iken, biri daha geldi. " Deyu yas matem eylediler. Amma karındaşım Oruç Reis, gaziler ve belde halkı güruh güruh bizi istikbali karşı varıp: "Hoş geldin safa geldin, ya Reis-el mücahidin!" Deyip yalıya döküldüler. Üç karındaş sarılışıp, didar görüşüşp, hal hatır soruştuk. Azim mesrur, şah ü handan olduk. Biz Oruç Reis'in konağında beraber olduk. Gaziler için kışla odaları tayin olundu. Herkes yerli yerine geçip karar eyledi. Tekneleri de kışlaya bağladıktan sonra barçaların yüklerini boşaltıp sattık. Gaza malını, gazilere karındaşlar gibi paylaştırdık. Cümlesi tek doyum olup. herkes asude hal olmak üzere yemesinde içmesinde oldu. Biz üç karındaş ise gece gündüz ibadet ü taat ve zevk ü safamızda olarak kışı orada geçirdik. Vakta ki ortalık lalezar olmağa başladıkta, gayri gaziler yab yab tekneleri çekip çevirmeye diriştiler. Tlemsen'de olanlar Cezayir diyarında Tlemsen denmekle ma'ruf büyük bir şehir vardı. Burası havası pek güzel bir mesire yeri idi. Bu Tlemsen Sultanı'nın bir karındaşı oğlu var imiş, araları da biraz adavetli imiş. Sonunda bu adam, amcası Tlemsen Sultanı'nın korkusundan bir yerde durmayıp İspanya'ya kaçmış. Varıp İspanya Kralı'na ahvalini arz eylemiş. Kral dahi buna ikram eyleyip, yer gösterip, tayinat verip bir müddet yanında tutmuş. Bunun üzerine Kralın yakını olan papazlar:

 

 
 
 


"Sen ki büyük bir kralsın. Nsaıl olur da sana sığınan bu adamı, Tlemsen Sultanı'na rağmen, Cezayir'de bir yerde oturmayasın. Bu hal krallar arasında sana göre alçaklıktır. Sana gereken odur ki, şimdi sen bu Tlemsen Sultanı'nın karındaşı oğlunu arap yakasında bir yere bey edesin. Bunun sana iki türlü faydası olur. Biricisi:Ona iyilik etmiş olduğundan daima senin iyiliğinden utanır. Sen de nezaketle tırnağını Arap yakasına iliştirmiş olursun. İkinci faydası da:Amcası ile aralarındaki düşmanlık daha koyulanır. Nİce fitneler çıkar ve çok Müslüman srs yerde ölür gider. Bunlar hep bize faydadır. "Diyerek, Kral'a yol göstermiştir. Kral da papazların tedbirlerini ras görüp, beş on pare çektiri gemileri donatıp ve içine Tlemsen Beyinin karındaşı oğlunu koyup Arap yakasına gönderdi. Bular da Cezayir'e yakın Telis kalesini hile ile alıp mürtedi oraya hakim tayin ettiler. Yanına da bin silahşör muhafız koydular. Derya tarafını korumak için de dört pare korsan çektirisi donattılar. Bundan sonra orada kalıp ümmet-i Muhammed'e zulm ü teaddi ile meşgul olup durdular. Zahire gemileri yükletip İspanya'ya gönderirlerdi.

 

 
 
 


Bu Mertebe Zulüm Ne Mümkün Ola!

 

 
 
 


Bunlar ola dursun, üzerinden bir yıl geçtikten sonra biz Cezayir'e gelmiş bulunduk. Oruç Reis ile buluşup Cezayir'de kışladık. Günlerden bir gün Oruç Reis bir sohbet sırasında bize, Tlemsen Sultanının mürted olan karındaşı oğlunu anlattı. Amcası yanından firar edip İspanya Kralı yanına vardığını ve onun yardımı ile Arap yakasında beylik tutup zulm ü teaddi ettiğinin kıssasını bir bir ifade eyledi. Oruç Reis'den bu kıssayı işitince, aklım başımdan gideyazdı. Ümmet-i Muhammed'e bu mertebe zulüm, ne mümkün ola ki cezasız kala..

 

 
 
 


Oruç Reis'e: "Ey biraderim sen yerinde otur. İshakk biraderimizle duaya meşdul olun. Huda'nın inayet ve Mustafa sallallahu aleyhi ve sellemin mucizatı ve evliyanın himmeti ile inşallahurrahman seferimiz onun üzerinedir. Bu hizmet bizimdir. "Dedim. Hemen on iki pare tekne donatıp bir mübarek satte Cezayir'den çıkıp muvafık eyyam ile Telis limanına geldik. Lİmanda lenger-endaz olupğ yatan dört pare kafir kalitesinin mel'unları bizim geldiğimizi duyunca akılları başlarından gidip tekneleri bırakarak kaleye kapanmışlar. Meğer dememişler:

 

 
 
 

 

 

 
 
 

"Kişi nam ile işler bi işi,
"Namsız bir pula geğmezmiş kişi!"

 

 
 
 


Hemen o dört kaliteyi alıp, top altından çıkarıp kendi yanımızda götürdük. Şöyle ki bütün topuyla tüfengi ile içlerinden bir hilal bile alamdan bırakmışlar idi. Bu dört kafir teknesinin bizim on iki teknemiz kadar kuvveti var idi. Eğer cenk etmek lazım gelse on iki pare İslam teknesine cevap verirlerdi. Kafir-i ebedilerin kalplerine havf ü haşyet veren Cenab-ı Rabbülalemine hamd ü senalar eyledik. Ey kafirler, elimizden kande halas olursunuz! Gazi yoldaşları toplayıp divan eyledim. "Taşra asker döküp kaleyi muhasara edeceğimizi" söylediğimde hepsi "Baş üstüne!"dediler. Bin beş yüz miktarı gazi taşra çıkmak için hazırlık ederken sabah oldu. Bir de baktık ki, Telis burcunun içinden kelime-i tevhid sadası ayyuka çıkıp durur. Meğer Tlemsen Beyinin karındaşı oğlu olan ol müfsid, götürmede yenlü kıymette ağır şeylerden alıp, bin adet İspanyol askeri ile beraber, gece kalenin gizli kapısını açıp tabana tane verip kaçmışlar. Kalenin içinde Araplardan iki üç yüz kadar müslüman varmış. Beye ve askerlere hizmet ederlermiş. Bakmışlar ki beyleri olacak mürted, kafirlerle beraber firar etti; kale kapısını açıp dışarı uğramışlar. Gelip ahvali arzettiler. Hemen iki bin yiğit gaziyi kuşandırıp, alelacele kafirlerin ardınca gönderdim. Allahın yardımı ile ikinci günü varıp kafirlerin ardından yetiştiler. Aşk ile "Allahu ekber!" narasını çekip kafir-i bidinlere: "Ey kafirler!Nerey gidersiniz?Elimizden canınız, kande halas olursunuz?" Deyip bir yaylım kurşun alabandası öyle vurdular ki,  serçe alayı kesimi gibi zemine sapır sapır döküldüler. Ondan sonra delkılıç ateş olup, öyle bir kılıç döşediler ki, ta: "Pala mardiyos sinyor!" Deyinceye kadar kırdılar. Üç yüz elli kafir sağ kalıp esir eylediler. Kalanı kılıçtan geçip cahenneme gittti. Gazilerden dahi yetmiş seksen kadarı şehadet şerbetin içtiler. Rahmetullahi aleyhim ecmain.

 

 
 
 


Eğer Mürtedlikten Vaz Geçip

 

 
 
 


Gaziler esir eyledikleri kafirlerin ellerini artlarına bağlayıp, koyun gibi önlerine katıp Telis'e geldiler. Gazilerin istikbaline karşı varıp: "Gazanız mübarek olsun oğullar!Şehadet şerbetini nuş eden karındaşlarımızdan ötürü başlarımız sağ olsun. Cenk halidir, elimizden ne gelir. Hüküm Allah'ındır. " Deyip, hatırlarını adım. Sonra gazilerle beraber Telis burcuna girdik. Firar eden mürtedin yerinden pek çok eşya çıkarıp aktarma kalitelerin dördünü de kulağına denlü yüklediler. Geri kalanları gazilere yağmaya bıraktım. En az mal alan yiğit bin kuruşluk aldı. Öyle bir tok doyum oldular ki ancak olur. Telis'e kendi tafafımdan bir zabit tayin ederek, Cezayir'e doğru gitmek üzere iken, firari mürted Telis Beyi'nden haber aldık. Sahra tarafında Necce denen yerde imiş. Hemen Necce şeyhine bir mektup yazıp gönderdim. Dedim ki: "Ol mürtebe söyleyesin ki, "Eğer mürtedlikten vaz geçip, tecdid-i iman edip, kafire kul olmaktan tövbe istiğfar kılıp halis muhlis mümin olursa biz dahi suçundan geçeriz. Yine evvelki gibi,  Allah ve Resul emanı verip gelip yerinde otursun. "İnat ve muhalefet ederse, Hakk'ın inayeti ile, elimden hiç bir şekilde kurtulması muhaldir. "

 

 
 
 

 

 

 
 
 

Ehlen ve Sehlen!

 

 
 
 


Mektubu gönderdikten sonra mübarek bir saatte on iki pare tekne kendimizin ve dört pare dahi kafirlerden aldığımız dört kaite ile cümlesi on altı pare tekne olmak üzere Telis'ten kalkıp muvafık rüzgar ile selamet ve ganimetlerle top tüfek atarak şenlik ve şadımanlık ile ipek sancaklar açarak Cezayir'e dahil olduk. İslam askeri şad ve ferhunde,  ve a'day-ı din mahzun ve ye's ü matemde oldular. Oruç Reis İshak karındaşlarım gelip karşılaşıp boyun sarışıp: "Gazan mübarek olsun karındaş!" Dediler. Gazi dahi: "Gazanız mübarek ola, beyler!" Deyip, hal hatır soruştular.  Belde ehlinin büyüğy küçüğü yalıya dökülüp: "Selam olsun ey mücahitlerin reisi!Ehlen ve sehlen!" Deyip dualar kıldılar.  Bundan sonra teknelerimizden çıkıp, konaklarımıza gidip, yiyip içip geçen ahvalleri nakleyledik. Ganimet eşyaları, tenelerden çıkarıp bedestene yığıp dolduruk. Paya geleni gazilere payettik. Gelmeyeni satıp akçesini pay etttik. Gaziler tok doyum oldular. Bu sırada Necce şeyhine gönderdiğim mektup, Şeyhin eline geçmiş. Okuyup manasına vakıf olunca, ol mürtebe şöyle demiş: "Gel imdi bu mektubun gereğince amel eyle, ol mücahit hak söylemiş. Gerektir ki,  tövbe istiğfar edip, varıp evvelki gibi yerine otur. " O zaman, Tlemsen Beyi'nin karındaşı oğlu olan mürted gazaba gelip: "İspanya Kralı sağ olun! Benim ahımı onda kor mu sanırsın? Hiç  bir firkateci hırsız, Kral ile başa mı çıksa gerek. Yarın bir ağır donanma ie gelip Cezayir'i alıp beni Cezayir'e oturtması yakındır. " Deyip, laf harmanını esip savurmuş. Şeyh bakmış ki bu herifin kalbinden İslam muhabbeti kalkmış. O zaman: "Neyleyim, kendi ayağınla gelip bizim içimize sığındın. Yoksa senin başını kendi alimle keserdim. " Diyerek yanından koğmuş. O da, tekrar Telis'e gelip oturmuş. "Her kim eşek, biz semer" Bu Arap kısmına eskiden beri itimat etmek yoktur. Dememişler ki: "Bu vilayeti feth eden gaziler, senin buraya geldiğini istemezler. Var nerden geldin ise yine yıkıl oraya git. " Halbuki salt kendi başın gelmiş imiş. Yanında fazla askeri yokmuş. Öyle olsa idi, zorla gelip oturdu derlerdi. Amma Arabın şanındandır, ekseriya: "Her kim eşek, biz semer" fikrini kullanırlar. Hasılı kelam, yine evvelki gibi bu herif, Araplarla yek dil yek cehd olup,  Telis'e oturmuş. Başlamış etrfı yakıp yandırmaya. Bu haberler bize erişince, canımız çok sıkıldı.  Oruç Reis'e: "Eğer muradınız olursa Hakk'ın inayeti ile varıp ol mürtedin başını kırıp vücudunu ortadan kaldırmamız gerektir. "Deyip tekrar sefer etmek için izin istedim.

 

 
 
 

 

 

 
 
 

Oruç Reis'in Sefere Çıkması

 

 
 
 

 

 

 
 
 

 

 

 
 
 

 

 

 
 
 

Oruç Reis'e benim sefer için izin isteyişim ağır geldi. Çünkü Cezayir'de on kale olup beşi şarkta beşi garpta idi. Şarktakilere ben bakardım. Telis kalesi garpta olup Oruç Reis'e ait idi. "Yok karındaş, Hak TEala kemalatını artıra. Bu sefer inşallah himmetinizle nöbet bizimdir. O mel'un ile bir hal yol olmamız muhakkaktır. Hemen siz dua ile meşgul olun. " Dedi.

 

 
 
 


"Sakın sanma ki, hayın berdurhar olur,
"Akıbet ya boynu vurulur, ya berdar olur. "

 

 
 
 


Oruç Reis, Telis'e sefer etmek üzere yab yab tedarike başladı. İki yüz çadır hazır eyledi. O zamana kadar işimiz hep teknelerle korsanlık gaza idi. Karda ilk ordugahımız, bu iki yüz çadır oldu. Oruç Reis, hazırlığını gereği gibi yaptıktan sonra, ulemayı topladı. İzzet ü ikram edip hatırlarını aldıktan sonra şöyle dedi: "Efendiler, himmet-i Hak olursa, dualarınız bereketi ile Telis üzerine varmak dileriz. Muradımız ol mürtedi yola getirmektir. Karındaşım Hızır Reis ona name gönderdi: Mürtedlikten vaz geçip, imanını yenilerse, tövbe ve istiğfar ederse ona eman verelim, yine evvelki gibi yerine otursun, hükümetinde olsun, dedi. Ol müfsid ise karındaşıma: İspanya Kralı sağ olsun, Kral'ın devletinde ben öyle firkateci hırsız gidisine baş eğer miyim. Yarın, Kralım Cezayir'i alınca, Cezayir'e otururum, diye dünyada olmadık herzeler yemiş. Karındaşım ordan ayrılıp bu tarafa gelince, o müfsid yine sahradan gelip Araplarla anlşarak yerine oturmuş. Müslümanlara zulmedip, din düşmanı olan İspanyol keferesine zahire göndermeye başlamış, bunun hakkında Kur'an hükmünce ne buyurursunuz?"

 

 
 
 

 

 

 
 
 

"Katli helaldir!"

 

 
 
 


Oruç Reis'in sözü bitince, alimler: "Ey mücahit, onun katli sana helaldir. Bu kötü fitneyi ümmet-i Muhammed üzerinden def etmenizde büyük sevap vardır. Şüphesiz kılıçlarınız Arş-ı a'laya asılır. Ona yardımcı olan eşkiyaları dahi cezalandırasın. " Diye fetva yazıp Oruç Reis'in eline verdiler. Oruç Reis cümlemizle vedalaşıp bir mübarek saate Cezayir'den çıkıp Telis'e yollandı. Konarak göçerek Telis'e vardılar. Onların geldiklerini gören ileri gelenler suçlarını bastırmak için o mel'unu bağlayıp Oruç Reis'in huzuruna götürdüler. Hayınlar işte böyle kaltaban olur. Gelenler: "Ey mücahitlerin reisi!.. " Diye başlayacak oldular. Oruç Reis hemen işaret edip, onları susturup, zincire vurdurdu.  Dualar etmeye başlayan iki yüzlü münafıklar neye uğradıklarını şaşırdılar. Düşünceye daldılar.

 

 
 
 

 

 

 
 
 

Oruç Reis'in Hayının Boynunu Vurdurması

 

 
 
 


Oruç Reis hepsini önüne dizdi. En başta ol müfsid ondan sonra sıra ile ötekiler yollu yolunca zincire dizilmişlerdi. Oruç Reis evvela ona hitab etti: "Ey mel'un şimdi kendini nasıl bulursun?Karındaşım sana eman vermişti. Tövbe edersen suçunu bağışlarız demişti. Sen ona cevap verip:İspanya Kralı sayesinde benim öyle firkateci hırsızlara eyvallahım mı var diye herzeler yemiştin. Elhamdülillah hırsız değiliz, amma senin gibi din düşmanlarına yardım edici mürtedlere hırsızlarız. "Dedikten sonra, hemen cellat-ı bi-amana işaret edip kellesini vurdurdu.
Bundan sonra Araplara döndü: "Ey mel'unlar!Şu katl olan mürteb bayiniz önceleri tek başına gelip içinize girdiğinde: Buranın sahioplari olan gaziler, senin buraya geldiğini istemezler, deyip,  şimdi tutup bağlayıp huzuruma getirdiğiniz gibi,  o zaman bağlayıp getirmeye kadir değiller  miydiniz?Böyle tutup bağlayıp getirmek evvelden gerekli idi." Deyip hepsinin kellesini vurdurdu.  Ortalığı dilediği gibi nizama sokup yeni hakim tayin etti. Üç günden sonra gazileri toplayıp divan edip şöyle dedi: "Oğullar, elhamdülillah Hakk'ın inayeti ile bu hayın mürtedin ve ona uyup yardım eden iki yüzlü münafıkların haklarından geldik.

"Şimdi sizler bana yar ü yaver olursanız, katl ettiğimiz mürtedin amcası olan Tlemsen Sultanı'na da bir bakalım. Zira onun dahi zulmü haddi aşti. İspanyon keferesine Tlemsen limanından daima gemiler yükletip, kafire zahire gönderirmiş. Benim niyetim o tarafa doğru gitmektir, sizler ne dersiniz?"

 

 
 
 


Tlemsen'in Alınması

 

 
 
 


Oruç Reis böyle deyince, gazilerin cümlesi bir ağızdan çağrışıp: "Niyet senindir!her nereye teveccühün olursa, baş üstüne!" Dediler. Oruç Reis de: "Berhurdar olun oğullar. Benimde sizden beklediğim budur. Hak teala hepinizden razı ve hoşnut ola. " Dedi

 

 
 
 


Hazırlık edip, Tlemsen'e doğru gittiler. Konarak göçerek, günlerden bir gün Tlemsen'e vardılar. Tlemsen'in etrafından oturanlar, akın akıp gelip Oruç Reis'i karşıladılar: "Hoş geldiniz, safa geldiniz, ey mücahitlerin reisi!" Dediler. Çünkü Tlemsen Sultanı pek zalim olduğundan hepsinin ciğerleri yanık idi. Sıdk ile gelip Oruç Reise baglandılar. Tlemsen Sultanı baktı ki iş fena, hemen bir gece içinde kaybolup gitti. Giderken hapisteki iki karındaşını da salıverdi. Bunların hapsi onun işlerini beğenmemelerinden ötürü imiş . Bu ikisi de Fas'a doğru çekilip gitmişler.

Oruç Reis, topsuz tüfenksiz Tlemsen şehrinin fethi müyesser olduğu için şükürler etti. Halk gelip Oruç Reis'e biat ettiler: "Çok şükür, o zalimin elinden bizi kurtardın, beldemizi nurlandırdın. " Deyu Oruç Reis'e dualar eylediler.

 

 
 
 

 

 

 
 
 

Vahran Kalesi Kafirleri

 

 
 
 


Bu minval üzere Oruç Reis Tlemsen şehrini zapt u rapta alıp, ol mertebe adalet eyledi ki, ancak o kadar olur.. Herkes işinde gücünde, alışında verişinde, yemesinde içmesinde oldu. Orada Tlemsen'e yakın sahilde bir kale vardı ki adına Vahran derlerdi. Eskiden Müslümanların iken, sonradan İspanyollar hile ile almışlardı.

Yine Tlemsen'e yakın bir şehir ile bir palanga vardı ki adına Kale derlerdi. Çok münbit bir yer idi. Öyle ki o taraftaki beldelerin zahiresi buradan giderdi. Vahran keferesi de zahiresini bundan alırdı. Oruç Reis Tlemsen'i alınca, Kale'ye haber gönderip, Vahran'a zahire vermelerini men etti.
"Sakın Vahran'a birşey göndermesinler, hiç bir şekilde rızam yoktur. Sonra kendileri bilir. " Diye haber gönderdi. Onlar da bu emir mucibince Vahran keferisine birşey vermediler. Vahran keferesi sıkıntıya düştü.

 

 
 
 


Elli Çadır Asker

 

 
 
 


Oruç Reis bu arada: "Benim burada iki yüz çadırlık kuvvetim var. Bu bana çoktur. Cezayir yeni açılmış bir memlekettir. düşmanı içindedir. Ada burcunun kafirleri fırsat gözetirler. Elli çadır asker, inşallah erenlerin himmetiyle bize yeter. Yüz elli çadırı Cezayir'e göndereyim. Ne olur ne olmaz, gafil olmayalım. " Diye kendi kendine düşünmüş. Sabah olunca, bütün gazileri huzuruna çağırıp eyitti ki: "Ey gaziler !Bu gece şöyle bir şey düşündüm. Eğer makul ise söyleyin. " Asakir-i İslam dahi: "Buyurun!" Dediler.

 

 
 
 

 

Oruç Reis: "Ey oğullar!Şimdi biz burada iki yüz çadırız. Hep olanımız bitenimiz buradadır. Cezayir ise yeni açılmış bir memlekettir. Kim bilir ki ne ola. Uygun ise yüz elli çadır Cezayir'e gitsin ve canı isteyen elli çadır, bin yiğit olmak üzere benimle beraber Tlemsen'de kışlası. Bakalım baharda Vahran'ı dahi bir hal yol edebilir miyiz?" Dedikte, askerlerin cümlesi çağrışıp: "Senin muradın her ne şekil olursa başımız üzere, biz emrine ferman-bekleriz. Baş üstüne." Dediler. Oruç Reis de: "Berhurdar olun oğullar, benim dahi sizden beklediğim budur. Hak teala cümlemizden razı hoşnut olsun. " Deyip, dualar eyledi. Oruç Reis yüz elli çadır askeri Cezayir'e yolladı. Her bir askere yirmi beş altın verip, çadır başına birer yük akçe bağlayıp, pek çok hediyelerle bizim tarafa gönderdi. Bu gaziler selamet ile yanımıza vardılar.

  • Burdasin: Ana Sayfa
    Bugün: 160
    Tıklama: 400
    Çevrimiçi:
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=