osmanli devleti derin tarihi,osmanli korsanlari,osmanli valide sultanlari,unlu turk denizcileri,osmanlida denizcilik osmanli sultanlari ile ilgili hersey,osmanli derin gecmisi,savaslari,osmanli kronolijisi,osmanli tarihi,harem entrikalari,osmanli ansiklopedisi,anadolu selcuklu devleti,osmanli devleti tanitim sitesi


Osmanli Bizim Çektiğimiz Videolar

osmanli-devleti1299 | Osmanli Devleti | osmanli padisahlari | osmanli vezirleri | Osmanli Ansiklopedi Bilgileri

osmanli kiliclari5

 

Kanuni Sultan Süleyman’a aittir.


(Üssten) 19 yy. Osmanlı kılıcı, Rıfat Paşaya ait kılıç 19. yy, Yusuf Ziya Paşaya ait kılıç 19. yy.
 

Sultan II. Abdulhamid Han’a aittir 19. yy


Osmanlı döneminde yaygın olarak kullanılan yatağanlar, adını üretildikleri Yatağan beldesinden alıyor. Daha çok yeniçerilerin ve zeybeklerin kullandığı yatağanlar, üzerindeki işlemelerle silahtan çok sanat eseri görünümünde.

Sanat ile silah, her ne kadar bir araya gelmesi zor ve birbirine zıt iki kavram gibi görünse de; her ikisi de insanla birlikte ortaya çıkmış ve onun ellerinde gelişmiştir. Eski çağlardan beri kullanılan silahların başında gelen kılıcın serüvenini dinlerken, insanlık tarihiyle birlikte, silahın sanata dönüşümüne de şahit olur; müzelerde sergilenen kılıçları seyrederken onların bir savaş aleti olduğunu unuturuz. Tıpkı Türklere has bir kılıç olan yatağanlardaki gibi. Tüm dünyada ‘Türk kılıcı’ olarak bilinen yatağanlar, keskinliği ve sağlamlığı kadar göz alıcı bir sanat eseri olarak da adından söz ettirir.

Yatağanlar kılıcın görevini yapmakla birlikte ondan form, yapı ve ölçüler yönünden farklılıklar gösterir. Kemik, boynuz, gümüş veya fildişinden yapılan kabzanın baş kısmı iki geniş kulak şeklinde sağa ve sola ayrılır. Bunlar yatağanın hamle sırasında elden çıkmasını önlediği gibi sahibini düşmana karşı daha avantajlı kılar. Bir ‘Y’ harfi meydana getiren kabza, enli ve kalın bir metal bilezik altında namlu ile birleşir. Kabza zırhı altın tombaklı bakırdan yapılıp mercan, zümrüt ve yakut gibi kıymetli taşlarla bezendiği gibi, tamamen gümüşten yapılan kabzaların da değerli taşlarla süslendiği görülür. Aynı süslemelere kılıcın kınında da rastlanır. 60-80 cm uzunluğunda, içe doğru kıvrık, uç kısmı hariç 3-4 cm’den oluşan yatağanın kalın sırtı demirden; ince ön kısmı ise çelikten, keskin ve dayanıklıdır. Özenle su verilerek çeliğe dönüştürülen yatağanı diğer kılıçlardan ayıran en önemli özellik budur.

Çeşitli resimlerin, güzel yazıların, destanların ve dinî sözlerin bulunduğu metal kısım üzerinde yer alan simgelerde ise şu sıra takip edilir: Kılıcı yapanın mührü, Kelime-i Tevhid, hükümdarı tanıtıcı ve zafer dileyen sözler. Kılıçlar üzerinde iki üçgenin iç içe olarak üst üste gelmesiyle elde edilen altı köşeli yıldız formundaki işarete mühr-ü Süleyman denir. Yatağan üzerine gümüş ya da altın kakma yapmak için motif ve yazılar önce çelik gövde üzerine kazınır, oyulan yerlere eriyik altın ve gümüş doldurularak sonra tesfiye edilir. Gümüş sıvamada ise haddelenmiş ince gümüş tel, uygun tekniklerle gövde üzerine istenilen yazı veya motif şeklinde yapıştırılır. Yatağanlarda kullanılan genelde bu tekniktir.

Yatağanların en dikkat çekici özelliklerinden biri de kılıç üzerindeki yazılardır. Bu yazılar bazen bir Kur’an ayeti, dua, bazen edebi bir söz bazen de sahibinin ruh halini yansıtan cümlelerden oluşur. Neredeyse yatağanlarla özdeşleşen şu beyit ise kullanıcısına öğütler vermektedir:

Ey gönül bir can içün her cana minnet eyleme
İzzet-i dünya içün sultana minnet eyleme

Yatağanların üzerindeki göz alıcı işlemelere bakıldığında, hepsinin bir ustanın elinden çıkmasının mümkün olmadığı görülür. Bu da kılıcın, farklı aksamlar üzerinde ihtisaslaşmış farklı ustalar tarafından yapıldığı anlamına gelir. Çeliği yapan usta ayrı, kabza ve bezemeyi yapan usta ayrıdır. Gümüş ve deri kınların da ayrı ustalar tarafından yapıldığı belirtilmektedir. Oyma, kakma, telkari ve taneleme teknikleri ile yapılan nefis yatağanlar, bugün bile gerek parlaklığı gerekse işlemeleriyle göz doldurur. Yatağanın kabzası ve kınında bulunan mücevher ve süslemeler, kılıcın sahibinin ekonomik durumuna göre değişir. Kılıç pabucu denilen kınların uç kısmında bulunan ejderha, kartal ve yılan başı şeklindeki süsler, taşıdıkları sanat değerinin yanı sıra; kılıcın kını delmesini de önler.

Daha çok yeniçeriler ve zeybeklerin kullandığı yatağanlar, kılıçtan daha küçük ve hafif olduğundan belde taşınması daha kolay bir silahtır. Yatağanın ağzının çok keskin olmasından dolayı kullanmada da belirli kurallar getirilmiştir. Eğer yiğit, karşısında muharebe ettiği kişi zayıf ise yatağanın ağzı ile, değil ise sırtı ile müdahale eder.

16. yüzyılın ortalarından itibaren yapımına başlanan ve 19. yüzyılın sonlarına kadar da kullanılan bu kılıçlara neden yatağan dendiği meselesine gelince... Yeniçerilerin, bellerine bağladıkları meşinden yapılan silahlığın içine yanlamasına yatık olarak koydukları ve öyle taşıdıkları için yatağan adının verildiği söylense de; yatağanın adını tarihte bu kılıçların yapıldığı yer olan Denizli’nin Serinhisar ilçesine bağlı Yatağan beldesinden aldığı daha güçlü bir rivayettir. Bir iskan yeri olarak Yatağan ismi ise, Selçuklu komutanlarından olduğu rivayet edilen, Yatağan Baba namıyla maruf Osman Bey’in lakabıdır. Yatağan’ı fethettikten sonra buraya yerleşen ve demircilikle uğraşan Osman Bey, yörede Yatağan Baba adıyla nam salmış ve öldükten sonra da (1274) buraya defnedilmiştir. Yatağan Baba sadece adını vermekle kalmamış; kasabada üretilen ve tüm dünyaya nam salan kılıçların da isim babası olmuştur. Pek çok tarihî kaynaklarda ve belgelerde yatağanların Yatağan kasabasında yapıldığına dair yazılı bilgiler bulmak mümkündür. Bu bilgiler kasabadaki sözlü tarihle karşılaştırıldığında paralellik taşımakla birlikte; yatağanların başta İstanbul, Bursa ve Filibe olmak üzere Osmanlı’nın önemli kentlerinde de üretildiği biliniyor.

İstanbul’un fethi sırasında orduya barut gönderen, daha sonraki yüzyıllarda da kılıç ve kama üreten Yatağan’da, babadan oğula geçen demircilik mesleği, yüzyıllardır kasabının en büyük geçim kaynağı. Büyük-küçük, kadın-erkek demeden evinin altında ya da yanında açtığı demir atölyelerinde bıçak yapan Yatağanlılar, artık eskisi gibi yatağan üretemeseler de, bıçak yapımı konusunda Türkiye’de ön sıralarda yer alıyor. Yatağan’daki atölyelerin hangisinin kapısını açsanız, eski tip körüklerin önündeki ocakta kızdırdıkları demiri döven ak saçlı, ak sakallı dedeyle, ilerleyen yaşına rağmen kocasının yanında çekiç sallayan nineyi görmek mümkündür. Bu tür atölyeler, kalite ve estetik açıdan geleneği devam ettirirken; yeni makinelerin bulunduğu atölyeler de seri olarak bıçak üretmektedir.

sayfa 1  2 3 4 5
  • Burdasin: Ana Sayfa
    Bugün: 81
    Tıklama: 211
    Çevrimiçi:
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=