//-->
osmanli-devleti1299 | Osmanli Devleti | osmanli padisahlari | osmanli vezirleri | Osmanli Ansiklopedi Bilgileri


Osmanli Bizim Çektiğimiz Videolar

osmanli-devleti1299 | Osmanli Devleti | osmanli padisahlari | osmanli vezirleri | Osmanli Ansiklopedi Bilgileri

osmanli haberleri


osmanli devleti enderun
osmanli devleti tarih 21.08.2010, 15:45 (UTC)
 





Osmanlı devlet geleneğinin oluşmasındaki en köklü kurum, şüphesiz Enderun'dur. Farsça bir kelime olan Enderun, 'iç kısım' anlamına gelmektedir. Enderun'un kadınlara yönelik olan muadil eğitim alanı ise Harem'dir. Slav dillerinden başlayıp da Yunanca ve Arnavutça konuşulan bölgelerden gelen insanların, bir sarayın dili, üslubu ve icraatı çevresinde kenetlendiği ve bir araya geldiği merkez Enderun'dur. Burada yetişen kişinin, eski dili, dini ve kabilesi ile olan bağlantısı zamanla mesafelenir. Çünkü o, artık yeni bir kültür çevresinin mensubu olma yolundadır. Enderun'a alınan çocuklar, Osmanlı'ya özgü bir sistem olan 'devşirme' denilen bir yöntem ile seçilir ve istihdam edilir. Ancak bu ergenlik dönemi gençler, Enderun'a kabul edilmeden önce alt bir eğitim safhasından geçmeleri gerekirdi.
 

Osmanli Ailesi Tepki Gosterdi
osmanli-devleti1299 tarih 20.08.2010, 21:11 (UTC)
 



Osmanlı Ailesi Evlad-ı Vakıf Yönetim Kurulu Başkanı ve hanedan mensubu Nazım Siyavuşoğlu, ''Osmanlı İmparatorluğu'nun Irak'ta 400 yıldan fazla sömürgeci güç olarak bulunduğunu'' öne süren ABD'nin Irak'taki sivil yöneticisi Paul Bremer'i kınayarak, ''Bremer'in sözleri cehaletini gösterir'' dedi.

Siyavuşoğlu, A.A muhabirine yaptığı açıklamada, ''Devlet yöneten insanların tarihi olguları iyi bilip ona göre demeç vermesi gerektiğini'' vurgulayarak, ''Osmanlı, Ortadoğu ve Balkanlar'da hiçbir zaman İngiltere, Fransa ve ABD gibi sömürgeci olmamıştır'' şeklinde konuştu.

Siyavuşoğlu, ''Bugünkü ABD politikasının Bremer'in sözlerini yansıtmadığını'' kaydederek, ''ABD'nin Irak'taki sivil yöneticisinin, bazı etnik grupların etkisinde kalarak bu tür bir açıklama yapmış olabileceğini'' söyledi.

Türkiye'nin, halk egemenliğine dayalı, laik ve çağdaş bir demokratik cumhuriyet olduğuna da dikkat çeken Siyavuşoğlu, bir milletin kalkınmasının ''milleti teşkil eden kişiler arasındaki sürtüşme ile ters orantılı'' olduğunu belirtti.

Nazım Siyavuşoğlu, şunları söyledi:

''Osmanlı'nın kuruluşundaki temeller ne kadar ilahi bir güzellik oluşturmuşsa, onu kötüye kullanmak da Osmanlı'nın geriye gidişini o kadar hızlandırmıştır. Osmanlı Bayrağı yere düşme noktasına gelirken, sebep ne olursa olsun Osmanlı'nın o son döneminde, Allah, Atatürk gibi bir insanı Osmanlı'nın sonuna, Cumhuriyet'in başına hak etmeseydi, ne Osmanlı kurtulur ne de Cumhuriyet kurulurdu. Cumhuriyet Türkiyesi; Osmanlı'da paşalık yapmış, Osmanlı ordusuna hizmet vermiş bir Türk evladının, dünyaya nadir gelen ulu bir insanın güzellikleri ile doğruları bulmuştur.''

''Osmanlı ve cumhuriyetimizi siyasetten, istismardan uzak tutarak mütalaa etmek lazım. Bu da şu anda pek mümkün görünmüyor'' diyen Siyavuşoğlu, ''Bir milletin kitlesi ile yükselip düşeceğini, Osmanlı'nın çöküşünü de sadece Osmanlı Hanedanı'na yüklemenin doğru olmayacağını'' sözlerine ekledi.

KAYNAK:Anadolu Ajansı ''BREMER'İN SÖZLERİ CEHALETİNİ GÖSTERİR'' Osmanlı Ailesi Evlad-ı Vakıf Yönetim Kurulu Başkanı ve hanedan mensubu Nazım Siyavuşoğlu, ''Osmanlı İmparatorluğu'nun Irak'ta 400 yıldan fazla sömürgeci güç olarak bulunduğunu'' öne süren ABD'nin Irak'taki sivil yöneticisi Paul Bremer'i kınayarak, ''Bremer'in sözleri cehaletini gösterir'' dedi.

İSTANBUL - Osmanlı Ailesi Evlad-ı Vakıf Yönetim Kurulu Başkanı ve hanedan mensubu Nazım Siyavuşoğlu, ''Osmanlı İmparatorluğu'nun Irak'ta 400 yıldan fazla sömürgeci güç olarak bulunduğunu'' öne süren ABD'nin Irak'taki sivil yöneticisi Paul Bremer'i kınayarak, ''Bremer'in sözleri cehaletini gösterir'' dedi.

Siyavuşoğlu, A.A muhabirine yaptığı açıklamada, ''Devlet yöneten insanların tarihi olguları iyi bilip ona göre demeç vermesi gerektiğini'' vurgulayarak, ''Osmanlı, Ortadoğu ve Balkanlar'da hiçbir zaman İngiltere, Fransa ve ABD gibi sömürgeci olmamıştır'' şeklinde konuştu.

Siyavuşoğlu, ''Bugünkü ABD politikasının Bremer'in sözlerini yansıtmadığını'' kaydederek, ''ABD'nin Irak'taki sivil yöneticisinin, bazı etnik grupların etkisinde kalarak bu tür bir açıklama yapmış olabileceğini'' söyledi.

Türkiye'nin, halk egemenliğine dayalı, laik ve çağdaş bir demokratik cumhuriyet olduğuna da dikkat çeken Siyavuşoğlu, bir milletin kalkınmasının ''milleti teşkil eden kişiler arasındaki sürtüşme ile ters orantılı'' olduğunu belirtti.

Nazım Siyavuşoğlu, şunları söyledi:

''Osmanlı'nın kuruluşundaki temeller ne kadar ilahi bir güzellik oluşturmuşsa, onu kötüye kullanmak da Osmanlı'nın geriye gidişini o kadar hızlandırmıştır. Osmanlı Bayrağı yere düşme noktasına gelirken, sebep ne olursa olsun Osmanlı'nın o son döneminde, Allah, Atatürk gibi bir insanı Osmanlı'nın sonuna, Cumhuriyet'in başına hak etmeseydi, ne Osmanlı kurtulur ne de Cumhuriyet kurulurdu. Cumhuriyet Türkiyesi; Osmanlı'da paşalık yapmış, Osmanlı ordusuna hizmet vermiş bir Türk evladının, dünyaya nadir gelen ulu bir insanın güzellikleri ile doğruları bulmuştur.''

''Osmanlı ve cumhuriyetimizi siyasetten, istismardan uzak tutarak mütalaa etmek lazım. Bu da şu anda pek mümkün görünmüyor'' diyen Siyavuşoğlu, ''Bir milletin kitlesi ile yükselip düşeceğini, Osmanlı'nın çöküşünü de sadece Osmanlı Hanedanı'na yüklemenin doğru olmayacağını'' sözlerine ekledi.
 

osmanlı yaşıyor
osmanli-devleti1299 tarih 09.07.2010, 10:16 (UTC)
 
Çankaya Üniversitesi tarafından düzenlenen `Osmanlı Devleti`nin Parçalanışı` başlıklı konferansta konuşan Prof.Dr. İlber Ortaylı, Türkiye Cumhuriyeti`nin Osmanlı toprakları üzerinde kurulduğunu belirterek, `Öyleyse biz Osmanlı`nın devamıyız` dedi.


> Kültür Servisi

Tarihçi ve yazar Prof.Dr. İlber Ortaylı, `Türkiye Cumhuriyeti`nin üzerinde kurulduğu topraklar Osmanlı Devleti`nin anavatanıdır. Bu yüzden Cumhuriyet`le beraber devlet devam ediyor. Diliyle, diniyle, toprağıyla ve insanlarıyla. Elbette Osmanlı`nın halefi biziz. Türkiye bir `redd-i miras` hakkına sahip değil. Pek çok bakımdan Osmanlı`ya haksızlık edildiğini düşünüyoruz. Bu haksızlığın giderilmesi için öncelikle dünya çapında tarihçilere ihtiyacımız var` dedi.

Çankaya Üniversitesi tarafından düzenlenen `Osmanlı Devleti`nin Parçalanışı` başlıklı konferansta bir konuşma yapan Prof. Ortaylı, Osmanlı devletinin kendisini coğrafi büyüklük açısından imparatorluk olarak gördüğünü belirterek, `Mesela Osmanlılar uluslararası yazışmalarda `L`amper Osmanlı` terimini, kendi içinde ise Devlet-i Aliye-yi Osmani terimini kullanıyordu` diye konuştu.

Bir hoşgörü medeniyeti

Osmanlı Devleti`nin parçalanmasının sebepleri üzerinde de duran Ortaylı, Rusya gibi devletlerin etnik ayrılıkları körüklemeleri meselesini anlattı. Ermeni meselesi konusunda da fikirlerini söyleyen Ortaylı, Ermenilerin çok az olmalarına rağmen önce 1890`da isyan ettiklerini, Almanların da Osmanlı`ya tehciri, savaşta problem çıkmaması için empoze ettiklerini kaydetti. Osmanlı Devleti`nin bir hoşgörü medeniyetini tesis etmeyi başardığının altını da çizen Prof.Dr. İlber Ortaylı, `Osmanlı`da diğer din mensupları özel bir yere sahipti. Bu dinlerin ruhani reislerinin istekleri ve asayişlerine dokunan ve cemaatlerinin insicamını bozan, dinlerine zarar veren birinin cezalandırılması istenebiliyordu` dedi. Balkanlar`da gayr-i müslim herkesin Hellen olduğu propagandasının yapıldığını, sonrasında Bulgarlık, Rumenlik vs. gibi kavramların kışkırtılarak isyanların çıkartıldığını, oysa gerçeğin böyle olmadığını vurgulayan Prof. Ortaylı, `Türkiye`nin sınır dışındaki Müslümanlara bigane kalması düşünülemez. Çünkü Balkanlarda Müslüman olan herkese Türk denilmiştir. Özellikle Kırım gibi ülkeler için... Vesayeti de Kırım`a son seyahatinde Süleyman Demirel tarafından da vurgulanmıştır` dedi. Ortaylı, konuşmasının sonunda, 1300 yıllarında kurulan Osmanlı`nın, Selçuklu sultanından alınan bir beratle yola çıktığını ve aslında Selçuklular`ın bir devamı olduğunu, aynı şekilde Osmanlıların da devamının Türkiye Cumhuriyeti olduğunu vurgulayarak, bir millet ve milletin kurduğu devlet için devamlılığın esas olduğunu, nitekim müesseselerin de aynen devam ettiğini belirtti.
 

osmanli yeniden diriliyor
osmanli tarih 28.05.2010, 14:31 (UTC)
 





Makalede, Türkiye nin son zamanlarda özellikle komşuları ve Orta Doğu ülkeleri ile geliştirdiği ilişkilerinin, "Osmanlı Devleti tekrar mı diriliyor?" sorusuna yol açtığı savunuldu.



Osmanlı Devleti'nin yıkılmasından sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin, 90 yıldır Doğuyu "gericilik" batıyı ise "modernlik olarak algıladığını öne süren Foreign Policy, bu yüzden de Türkiye nin yüzünü hep Avrupa'ya çevirdiğini bildirdi.



Bir zamanlar İstanbul'daki Sultanlar tarafından yönetilen şimdiki Arap ülkelerinin, bu süreçte Türkiye'ye şüpheyle baktıklarını dikkat çeken dergi, Türkiye'nin son zamanlarda Arap ülkeleri ile geliştirdigi ilişkilerden sonra Arapların da Türkiye ye bakış açısının olumlu yönde degiştigini ifade etti. Gelişen ilişkilere örnek olarak da, Türk yapımı olan 'Gümüş' televizyon dizisinin, Arapça olarak yayınlanmasından sonra Orta Doğu'da 85 milyon izleyici tarafından izlenerek reyting rekorları kırması gösterildi. Makalede, dizi hayranı pek çok Arabın, yapımdaki yerleri görmek için İstanbul'a geldikleri aktarıldı.



Makalede, Şubat ayında merkezi Londra'da olan Arap yanlısı Asharg Alawsat gazetesinin, Arap dünyasının Türkiye'ye karşı değişen tutumunu ön plana çıkarttığı, "Osmanlı İmparatorluğunun Dönüşü" başlığıyla haber yayımladığı hatırlatıldı.



"TÜRKİYE'NİN DIŞ POLİTİKASI AK PARTİ İLE DEĞİŞTİ"



Foreign Policy'ye göre, Türkiye'nin dış politikası Ak Parti yönetimiyle değişti ve tüm bu yeni oluşumun arkasında Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu var.



Davutoğlu'nun 2001'de kaleme aldığı 'Stratejik Derinlik: Türkiye'nin Uluslararası Konumu' adlı kitabından alıntı yapan dergi, Dışişleri Bakanı'nın "Türkiye'nin bölgedeki tarihi bağlarından kaçması, aynı zamanda politik ve ekonomik fırsatlardan da kaçmaktır" şeklindeki sözlerine yer verdi.



Türkiye'nin bu yönde bir strateji geliştirmesinin, ülkeye olumlu yansıdığı kaydedilen makalede, Türkiye'nin 2005-2008 yılları arasında Suriye, İran ve Irak ile 7,3 milyar dolar olan ticaretini 14,3 milyar dolara çıkardığı vurgulandı.
 

osmanli yalovada mi kuruldu
kors@n tarih 28.05.2010, 14:27 (UTC)
 






Yeni veriler ışığında Devlet-i Al-i Osman'ın kuruluş tarihi ve kurulduğu yer  konusundaki bilgiler değişiyor.


Yaşayan en büyük Osmanlı tarihçisi Prof. Dr. Halil İnalcık'ın, Osmanlı Devleti'nin 1299'da Söğüt'te değil 1302'de Yalova'da kurulduğunu söylemesi gündem oluşturdu.


Bizans sınırında küçük bir beylik olarak ortaya çıkan ve kısa zamanda bölgenin en büyük gücü haline gelen Osmanlı Devleti'nin kuruluşu hala tam olarak aydınlatılamadı. İnalcık'ın Osmanlı'nın Yalova'da kurulduğu iddiasına Yalova Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Niyazi Eruslu da destek verdi. Eruslu Osmanlı'nın kuruluş tarihinin kayıtlara 1299 olarak geçtiğini, ancak yapılan bilimsel çalışmaların 1302 yılını ve Yalova'yı gösterdiğini söyledi.


TARİHCİLER MASAYA YATIRACAK


Tarih alanında Türkiye'nin en önemli isimleri olan kişilerin de bu savı desteklediklerini ifade eden Prof. Dr. Eruslu, Bilkent Üniversitesi Osmanlı Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halil İnalcık, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Feridun Emecen, Fatih Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet İpşirli ve Yalova Üniversitesi'nden bir öğretim üyesinin bu sempozyuma konuşmacı olarak katılarak, yapılan bilimsel çalışmaları ortaya koyacaklarını dile getirdi.

 

Osmanlı'da devlet kanunu
alıntıdır tarih 28.04.2010, 20:07 (UTC)
 

Uzmanlar Osmanlı'da örfi hukukun şeri hukukun tamamlayıcısı olarak işlev gördüğünü belirtiyor.

Devletlerin yönetim şekilleri eski çağlardan bu yana dinler, gelenekler, kültürler, coğrafi, ekonomik vb. faktörlerle biçimlenmiştir. 19. asırdan itibaren ise padişahlık ve krallık gibi geleneksel devlet biçimlerinin yerine,totaliter veya demokratik rejimler çerçevesinde merkeziyetçi ulus devlet örgütlenmeleri ortaya çıkmaya başlamıştır. Osmanlı Devletinin yönetim biçimi hakkında çok farklı tanımlamalar getirilmiştir. Fuat Köprülü, Ömer Lütfi Barkan gibi bazı araştırmacılar, Osmanlı kanunnamelerinin laik bir anlayışla hazırlandığını belirterek, Osmanlı Devleti’ni bir bakıma laik bir devlet gibi tarif etmişlerdir. Bunun tam tersi olarak Ahmet Akgündüz, Osmanlı Devleti’ni bir İslam devleti olarak değerlendirmiştir. Akgündüz’e göre Osmanlı örfi hukuku, şeri hukukun tamamlayıcısıdır ve bütün kanunlar şeri süzgeçten geçtiği için dine aykırı değildir. Halife veya padişah Allah’a karşı sorumludur .

Büyük devlet anlamında imparatorluk olan Osmanlı Devletinin "Osmanlı tarzı" diyebileceğimiz kendisine mahsus bir yönetim biçimi vardır. Şöyle ki: Osmanlı padişahları yasama, yürütme ve yargı yetkilerini bünyelerinde bulundurmakla birlikte, devleti kanunlara ve hukukun üstünlüğüne göre yönetmişlerdir. Zaman ve şartlara göre oluşturulan örfi hukuk din gözardı edilerek yapılmamıştır.Siyasal olarak devlet yönetimi monarşi olmakla birlikte demokrasilerde görülebilen uygulamalar vardır; her vatandaşın padişahlıktan başka her makama gelebilmesi, şikayette bulunma hakkının olması ve her talebi ile ilgili dilekçe verebilmesi, ayrıca vakıflar gibi kuruluşların sosyal hayatta etkin olması vb. gibi. Altı asırlık bir dönem içerisinde Osmanlı yönetiminde feodalite veya aristokrasiye benzer uygulamalar da olmuştur denebilir. Kuruluş aşamasında beylerin ve ahilerin, gerileme dönemlerinde ayanların ve bazı valilerin devlet yönetiminde etkin olmaları, merkezi otoritenin zayıf olduğu dönemlerde ortaya çıkmış bir bakıma feodal uygulamalardır.
Osmanlı Devleti’nin ilk kanunu ise 1300 lü yıllara dayanır.Beyliğin bağımsızlığını ilan ettiği ilk günlerde Germiyan vilayetinden bir adam Osman Gazi’ye gelip;pazarın bacını bana satın deyince Osman Gazi önce itiraz etse de çevresindekiler onu bu paranın devlet için gerekli olduğuna ikna ettiler ve neticede ilk Osmanlı kanunu çıktı.O kanunun birinci bendi şuydu:’’Her kişi ki bir yükü sata iki akçe versün,eğer satmaya,hiç nesne vermesün.


Sultan Fatih zamanına kadar geleneksel olarak var olan kanun ve uygulamalar, bu tarihten itibaren derlenip yazılı hale getirilmiştir. Fatih’in Teşkilat Kanunnamesi ve daha muntazam hukuk hükümlerini içeren Kanuni dönemi Osmanlı Kanunnamesi, umumi kanunnamelerin en önemlilerindendir. Bütün Osmanlı Kanunnameleri günümüzdeki şekliyle bir meclisten çıkmamıştır, ancak belli prosedürlerden geçerek hazırlanmıştır. Divan-ı Hümayun’un tabii üyesi olan Nişancı’nın hazırladığı kanun tasarıları, şura meclisi olan Divan-ı Hümayun’da görüşüldükten sonra, sadrazamın arzı ve padişahın onayı ile kanun ve ferman adını almıştır.

Fatih devrinde derlenen Kanunname-i Ali Osman bir teşkilat kanunu olarak küçük değişikliklerle Tanzimat dönemine kadar yürürlükte kalmıştır. Bu kanun devleti yönetenlerin teşrifat ve teşkilat kurallarından, saray hizmetkarlarının görevlerinden ve devlet erkanının işledikleri suçlardan ve aldıkları cezalardan bahsetmektedir.

Yukarıdaki tarif ve tartışmaları tarihi bilgi ve belgeler ışığında değerlendirmek gerekirse, Osmanlı devlet yönetiminde kişisel ilişkilerden ve keyfi uygulamalardan değil kanunlar çerçevesinde oluşmuş bir bürokratik yapıdan söz edebiliriz.Osmanlıyı cihan devleti haline getiren temel ilkeler ise işte bu her devirde ve her devlet yönetiminde esas olması gereken kanun hakimiyetidir.
 

<- Geri  1  2  3  4  5 Devam -> 





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
Hangi kayda yorum yazmak istiyorsun?
İsminiz:
Siteniz:
Mesajın:

  • Burdasin: Ana Sayfa
    Bugün: 10
    Tıklama: 97
    Çevrimiçi:
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=